Küba’ya yönelik baskılar ve ABD’nin politikaları uzun süredir tartışılan konular arasında yer alıyor. Güncel açıklamalarda, adaya artık petrol ya da para akışının kesilmesi gerektiği yönünde çağrılar yapıldı. Havana’nın Venezuela’dan gelen enerji ve mali destekteki bağımlılığına karşılık Caracas’a karşı güvenlik hizmetleri sunduğu iddiaları gündeme getirildi. Trump, Küba için “artık petrol ya da para gitmeyecek – sıfır” diye ifade ederken, Küba’ya yaklaşımında bir acil durum gereği bir anlaşmanın zamanında yapılması çağrısı yapıldı. Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel ise bu tutuma sert yanıt vererek ülkesinin özgür, bağımsız ve egemen olduğunu vurguladı ve kimsenin kendilerine ne yapacaklarını dikte edemeyeceğini belirtti.
Bir gazeteci yorumu, ABD’nin Küba’yı bölgenin kuş ucunda bulunan bir sosyalist ülke olarak gördüğünü ve rejimin değiştirilmesi arzusunu sürdürdüğünü işaret ediyor. “Küba Devrimi’nin yapıldığı andan itibaren hedefte olduğunu” iddia eden görüş, Miami yakınlarındaki coğrafyanın bu süreci pekiştirdiğini belirtiyor. Tekin’e göre Küba’nın bölgedeki atmosferi, tamamen bir abluka altında hareket etmek zorunda kalmasıyla şekilleniyor ve ülke kendi içinde insan kaynağına dayalı bir üretim modeliyle ilerlemeye çalışıyor. Ancak dış kaynaklardan gelen enerji ve ham madde akışının sınırlı olması, turizm ve şeker pancarı üretimini de etkiliyor.
Küba’nın yeraltı-yerüstü zenginlikleri konusundaki değerlendirmeler, ülkenin dışa bağımlı bir konumdan çok, insan odaklı bir kalkınma stratejisine yöneldiğini vurguluyor. Sağlık ve eğitim alanlarında önemli ilerlemeler kaydetmiş olan Küba için, ambargonun sıkılaştırılması, enerji üretimi ve temel ihtiyaçlar üzerinde ciddi baskılar yaratabilir. Yine de, 75-80 yıllık deneyim bu tür ambargolara karşı bir dayanıklılık geliştirdiğini gösteriyor.
2000’li yılların başında Chavez’in iktidarı ile beraber denklem değişimi yaşandığına işaret eden görüşler, Venezuela ile olan enerji bağlarının Küba için stratejik bir kavşağa dönüştüğünü belirtir. Bu dönemde petrol akışının güvenceye alınması, ABD’nin ambargo politikalarına karşı bir denge oluşturmaya yardımcı olmuştur. Ancak küresel baskı ve siyasi değişimlerin etkisiyle enerji kaynaklarına erişimde zaman zaman gevşemeler görülse de, ambargoların tamamen kalkmadığı vurgulanıyor.
Bir başka bakış açısı, yeniden sıkı petrol ambargosunun Küba için kritik bir kriz doğuracağı yönünde. Enerji ve üretim alanlarında yaşanacak kesintiler, ülkenin karşı karşıya olduğu insani ve ekonomik zorlukları derinleştirebilir. Küba’nın, Venezüella gibi kapitalist bir devletle karşılaştırıldığında daha farklı bir yapıya sahip olması ise bu süreci nasıl yöneteceğini belirleyen önemli bir faktör olarak öne çıkıyor. Uluslararası hukuk açısından, ilaç ve elektrik gibi temel ihtiyaçların serbest kalması gerektiği düşüncesi geniş ölçüde savunulsa da, ABD’nin politikaları bu kuralları sık sık ihlal etmekte.”
