Yapılan yazılı açıklamada, İsrail’e karşı tasarı hakkında uzun bir değerlendirme paylaşılırken, yaşam hakkını koruma amacıyla idam cezalarının ağır sonuçlarına dikkat çekildi. Yaşam hakkına aykırı olacağı belirtilen bu düzenlemenin, yargı ve savcıların takdir yetkisini zayıflatacağı ve mahkemenin bireysel durumları dikkate almasını engelleyeceği vurgulandı.
Açıklamada iki farklı yol üzerinden tanımlanan tasarının, özellikle terör suçları için öngördüğü uygulamaları netleştirdi. Batı Şeria’da kasıt dâhil olmadan da bir kişinin ölümüne yol açan eylemler için askeri mahkemelerin idam hükmü verebileceği, Doğu Kudüs ve İsrail’de ise sadece vatandaş veya sakinlerin kasıtlı öldürülmesi halinde uygulanacağı ifade edildi. Bu iki senaryo da terör tanımlarının belirsizliğini ve cezaların geniş kapsamlı uygulanabilirliğini eleştirdi.
Açıklama, siviller üzerindeki askeri mahkemelerin çoğu durumda uluslararası insan hakları hukuku ve insancıl hukuk standartlarını karşılamadığını hatırlattı ve herhangi bir idam kararının yaşam hakkını daha da zedeleyeceğini belirtti. Adil yargılamanın reddedilmesinin savaş suçu olarak görülebileceğine işaret eden metin, ölüm cezalarının askeri mahkemelerce basit çoğunluk oylarıyla verilmesi ve af veya cezai indirim mekanizmalarının yasaklanmasıyla durumun daha da olumsuzlaştığını savundu. Dünya genelindeki eğilimlerle uyumlu olarak İsrail’in idam cezasını tamamen sona erdirmesi gerektiği çağrısı yapıldı.
İsrail Meclisi’nin taslağın ilk okunmasını Kasım 2025’te onayladığı, yürürlüğe girebilmesi için sonraki iki aşamanın da geçilmesi gerektiği bilgisi paylaşıldı. Ayrıca tasarı kapsamında infazın 90 gün içinde zehirli iğne yöntemiyle gerçekleştirilmesi planlandığı ifade edildi.
BM özel raportörleri, İnsan Hakları Konseyi’ni oluşturan süreçlerin bir parçası olarak bağımsız bilgi toplama ve izleme mekanizmalarını vurgulayarak, ülkelerin durumlarına ilişkin denetimleri yürütüyor. Bu dönemsel uzmanlar gönüllü ve bağımsız çalışmalarını sürdürüyorlar.
