Çin’in yeni nesil finans politikası, ekonomiyi önceleyerek finansal sistemi devlet gücüyle şekillendirme amacı taşıyor. Şi Cinping’in görüşleri, Batı hegemonya yapısına karşı akıllı bir koordinasyonla hareket etmeyi öne çıkarıyor ve bu yaklaşımın arkasında reel ekonomi ile finansı birleştiren merkezî bir vizyon yer alıyor. Batı basını bu tartışmayı yuanın rezerv para olma yolunda bir adım olarak görüntülemeye çalışsa da gerçek hedef, kendi paralarını kullanabilir ticaret ağlarını güçlendirmek ve doların dışlayıcılığını azaltmak. Bu bağlamda Rusya, İran ve Suudi Arabistan gibi ülkelerle kurulan bağı güçlendirerek, yerel para birimlerine dayalı ticaret ağlarını kurmaya yöneliyorlar. Çok kutuplu bir dünya görüşü, Çin modelinin temelini oluşturan merkeziyetçi finans yönetimini daha belirgin hâle getiriyor.
Gazeteci Mehmet Ali Güller ile bu konular hakkında görüştüğümüzde, iki yıl önce yazılan bir makalenin bugün yeniden gündeme gelmesinin ardında, dolara dayalı küresel düzenin içten içe çatlaması yatıyor. Yazının ana fikri, Çin’in merkez bankası ve devletin finansal kurallarıyla finansın ekonomiye hizmet etmesini sağlama yönündeki girişimlerin, liberal kapitalizmin hâkimiyetini sorguladığıdır. Şi Cinping’in vurguladığı hususlar arasında, hukuka dayalı bir denetim ve risk yönetimi çerçevesi ile uluslararası yatırımcıları çekebilen finans merkezleri kurma fikri öne çıkıyor. Bu yaklaşım, Batı’nın öngördüğü kısa vadeli kâr odaklı finans modelinden ayrışan bir yöneliş olarak değerlendiriliyor.
Çin’in amacı nedir? Güller’e göre asıl hedef, rezerv para hâline gelmekten çok, ülkelerin kendi para birimlerini kullanarak ticaret yapabilecekleri bir altyapıyı inşa etmek. Bununla birlikte, doların baskınlığına karşı yeni bir küresel ticaret sistemi geliştirmek isteyen ülkeler için yuanın rolü giderek büyüyor. Yani tek başına yuanı rezerv para yapmak değil, ulusal paraların uluslararası ticarette daha görünür hâle gelmesini sağlamak amaçlanıyor. Bu dönüşüm, Amerika’nın askeri ve mali gücünün birlikte zayıflamasıyla dengelenmeye çalışılan bir dönemde ortaya çıkıyor.
Doların eski gücünün sonuna mı gelindi? Güller’e göre, ABD borç seviyesi ve askeri varlığı, doları hâlâ güçlü kılmaya yetse de bu denge bozuluyor. BRICS ülkelerinin artan ticaret bağımlılıkları ve enerji ticaretinin yuanla kayması, dolara olan ihtiyacı azaltmaya başlıyor. Bu süreçte Biden veya Trump yönetimlerinin, uluslararası baskı ve tehditlerle dolar egemenliğini sürdürmeye çalıştıkları düşünülüyor; ancak eşiğinde olduğumuz değişim, doların tek güç olarak kalmasını zorlaştırıyor.
Epstein ağı ve küresel egemenlik meselesi de tartışmaların odak noktalarından biri. Epstein dosyalarının yalnızca ahlaki çürümeyi değil, uluslararası casusluk ve operasyon ağlarını deşifre ettiği savunuluyor. Bu ağlar, MOSSAD, CIA ve MI6 gibi kurumların ortak çalışmalarıyla dünyanın farklı bölgelerindeki etkisini korumaya çalıştığı iddia ediliyor. Türkiye’de yaşanan örnekler de, bu küresel ağların etkilerinin kendi ülkelerinde nasıl görünseler de, gerçekte dünya sahnesindeki güç dengelerini nasıl şekillendirdiğini gösteriyor.
