12 Şubat’ta Lyon’da sol ve aşırı sağ gruplar arasındaki çatışmalar, ülkedeki güvenlik ve politik atmosferi etkileyen bir süreç başlattı. Yaşanan olaylarda Quentin Deranque adlı genç bir vatandaş hayatını kaybetti ve bunun ardından ABD’nin Paris Büyükelçiliği, X üzerinden kaygılarını dile getirerek Fransa’da şiddete karşı aşırı solun yükselişinin kamu güvenliğine tehdit oluşturduğunu ifade etti.
Fransa iç politikasıyla ilgili bu açıklama, Paris yönetimi tarafından iç işlerine müdahale ve siyasi yorum olarak görüldü ve tepki topladı. Fransız basını olayları Paris–Washington hattında yeni bir gerilim olarak nitelendirdi. Le Figaro ve Le Monde, ABD Büyükelçisi Charles Kushner’ın çağrılmasına rağmen kurumlar düzeyinde cevap vermemesini haberlerinde öne çıkardı. HuffPost Fransa, bu durumun Fransız makamlarının öfkesini artırdığı yönünde manşet attı; France 24 ise söz konusu krizi yaptırım süreci olarak okuyucularına aktardı. La Croix ise Kushner’i, Trump ailesiyle olan bağlarıyla ve diplomatik olmayan açıklıklarıyla betimledi.
Diplomatik protokol çerçevesinde uygulanan yeni bir sınırlama olarak görülen bu adımlar, Fransız yetkililerle doğrudan temasın önceki döneme göre kısıtlanmasına yol açtı. Yetkililer, Kushner’in Fransa’daki temaslarına ilişkin olarak bu kısıtlamaları doğruladı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkileri yeni bir açmaza taşıdığı izlenimini yaratırken antisemitizm ve iç güvenlik konularında kamu diplomasisinin rolü daha çok tartışılmaya başlandı.
Kushner’in ailesiyle bağlantılar ise haberlerde sıkça vurgulandı; Jared Kushner’ın babası olan Charles Kushner’in aynı zamanda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile kurduğu ilişkiler de Fransız basınının dikkatine sunuldu. Bu krizin, Paris–Washington ortaklığını zayıflatmadan sürdürme çabaları ile politik ve ideolojik gerilimleri artırdığına işaret ediliyor. Uzmanlar, ilişkilerin tamamen kopmamakla birlikte güvenlik ve anti-düşünce hareketleri konusunda kamuya açık tartışmaların daha hassas bir noktaya geldiğini belirtiyorlar.
