İran, ağır bombardımanlara ve yoğun askeri baskıya rağmen savunma hattını koruyor; masaya sürülen 10 maddelik stratejik şartlardan ödün vermeden toplumsal ve bölgesel dengeleri yeniden şekillendirmeyi sürdürüyor. Amerika’nın bölgedeki tutumu ise bu süreçte ciddi bir kayıp olarak görülüyor ve taraflar arasındaki müzakere ortamı ateşkesin ötesine taşınmış durumda.
Galibaf liderliğindeki heyet, Pakistan’daki görüşmelere katılmayı planlarken, Lübnan, Filistin ve Yemen’deki direniş hatlarının güvenliğini merkeze alan bir mutabakat sağlanamadığı sürece İran halkı ve yönetiminin savaşı sonlandırma yönünde net bir eğilime sahip olmadığını gösteriyor. Gürkan Biçen ise İran’ın müzakere sürecine katılımını ve süreçte karşılaşılan zorlukları değerlendirdi.
“Bütün dünya Amerika ve İsrail’in kağıttan kaplan olduğunu gördü” diyen Biçen, ABD-İsrail’in veya uluslararası aktörlerin baskılarının gerçekte sınırlı kaldığını vurguluyor. Hamaney’in ölümü ve bazı üst düzey komutanların kaybına rağmen nizamın çökmemesi, İran kamuoyunda da belirli bir direnç ve dayanışma oluşturmaya devam ediyor. Biçen’e göre bu tablo, ABD’nin askeri, siyasi ve diplomatik başarısızlığı olarak okunmalı ve son hedefin, siyonist rejimin İran’a, Lübnan’a ve Filistin’e karşı saldırılarını engellemek olduğuna işaret ediyor.
“ABD açısından tümüyle bir başarısızlık söz konusu” ifadesiyle öne çıkan görüş, 10 maddelik ateşkes şartlarının ABD’nin teslim bayrağını çekmesi gerektiğini ima eden bir değerlendirme olarak sunuluyor. İsrail’in Lübnan ve Filistin’e karşı baskılarını caydırıcı hale getirmek amacıyla oluşturulan bu plan, aynı zamanda İran içindeki farklı fraksiyonların taleplerini de yansıtıyor. Biçen’e göre, Galibaf’ın liderliğindeki heyet paketin ana hatlarını bozmayacak şekilde müzakerelerde bulunabilir; ancak uranyum zenginleştirme oranının konuşulmadığı ve tüm metnin aynı şekilde tartışılması gerektiği bir yaklaşım söz konusu.
“Galibaf, Pakistan’a 10 madde üzerinde müzakere edilmesi şartıyla gidecek” diyen Biçen, sürecin Hamas, Ensarullah Hareketi ve Hizbullah için de kritik bir dönemeç oluşturduğunu belirtiyor. İran, müzakere sürecinde uluslararası anlaşmalara riayet konusunda geçmişteki bozuk sicilleri hatırlatarak baskının sürdürülebilirliğini sorguluyor. Ayetullah Hamaney de, Amerika’nın hilekâr tutumunu aşması için somut garantiler gerektiğini ifade ediyor.
“Hizbullah veli-i fakihin ordusu” görüşüyle Lübnan ile İran arasındaki bağın izahı, bölgede herhangi bir anlaşmanın Lübnan’ı kapsamadan yürümeyeceğini işaret ediyor. Biçen’e göre, Lübnan ve İran’ı ayırmak mümkün değil; Hizbullah ve Şii topluluklar, bu mücadelede merkezi bir aktör olmaya devam ediyor. İran halkı ve bölgesel aktörler arasındaki ilişki, bu bağlamda karşılıklı olarak güçlenen bir dayanışma ağıyla sürüyor.
“Lübnan ile İran’ı ayırmak mümkün değil” diyen Biçen, bu kartların uzun vadede tek başına çözüme ulaşmayı engelleyeceğini, ancak tarafların karşılıklı pragmatik adımlar atabileceğini ifade ediyor. Bölgesel aktörlerin birleşik bir duruş sergilemesi halinde ateşkes ve siyasi çözüm ihtimali güçlenebilir; fakat sürecin sonlanması için hâlâ net ve garantili bir uzlaşı bekleniyor. Türkiye Dışişleri’nin de süreci yakından takip ettiği ve tarafların yaklaşımını etkileyecek sonuçları değerlendirdiği kaydediliyor.
