ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı bölgesindeki gerilim, USS George H.W. Bush savaş gemisi ile başlayan ve Boxer Amfibi Hazır Grup ile 11. Deniz Piyade Sefer Birliği’nin katılımıyla güçlenen bir takviyeyi gündeme getiriyor. Bu kuvvetler, yaklaşık 4 bin 200 askerlik ek bir güç olarak bölgeye intikal etti ve planlar doğrultusunda bölgede üç uçak gemisi konumlandırılmasını sağlayacak şekilde hareket ediyor.
Washington Post’un raporuna göre bu süreç, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance liderliğindeki görüşmelerin İran’ın nükleer programı ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik talepler üzerinde net bir sonuç üretmemesi halinde geniş bir askeri seçenekler yelpazesini masaya koyabilir. Bu bağlamda, ABD’nin baskıyı artırma amacıyla İran limanlarına yönelik deniz ablukası da gündeme geldi. Umman Körfezi ve Arap Denizi’nde birden çok savaş gemisi, gemilerin durdurulması ve denetlenmesi işlemlerini yürütüyor; Trump ise savaşın aşamalı olarak sonlandırılması konusunda iyimser mesajlar verirken, ablukaya karşı herhangi bir müdahalede hızlı ve güçlü yanıt tehditlerini sürdürdü.
Geniş kapsamlı kara operasyonları ihtimali de konuşuluyor: özel operasyonlar aracılığıyla nükleer materyallerin ele geçirilmesi veya İran’a ait stratejik adaların ile petrol ihracat tesislerinin işgal edilmesi gibi senaryolar masada yer alıyor. Ancak bu tür adımlar, “önemli sayıda Amerikan kaybına yol açabilir” uyarısını da beraberinde getiriyor; analistler, gemiye çıkma operasyonları ve olası kara müdahalelerinin ciddi riskler taşıdığını vurguluyorlar. Bu durumda Washington Post, söz konusu harekâtların ABD açısından belirgin bir baskı unsuru oluşturduğunu ama maliyetinin de yüksek olduğunu aktarıyor.
White House yönetimi ise mevcut tabloya bakıldığında, tüm askeri seçenekleri masada tutmanın kırılgan bir barışın bozulmaması için tek yol olduğunu savunuyor ve İran ile kabul edilebilir bir anlaşmaya varabilmek için bu esnekliğin korunması gerektiğini belirtiyor.
