Suriye’de Durum: Yeni Denklemler ve Stratejik Gelişmeler
Suriye’de silahlı muhalif grupların başkent Şam’a girmesiyle birlikte sahada önemli değişiklikler yaşanıyor. Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) lideri Muhammed el-Cevlani, Suriye’nin eski askerleri ve siyasileri için genel af ilan ettiklerini duyurdu. Ayrıca eski kabine ile birlikte siyasi geçiş sürecini tartışmaya başladıklarını belirtti. Türkiye’nin desteklediği Suriye Milli Ordusu (SMO), Fırat Nehri’nin batısında bulunan Münbiç’i, omurgasını PKK’nın Suriye kolu YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) almak için harekete geçti. Yoğun top atışlarının ardından başlayan operasyon sonucunda SMO, Münbiç’te çok sayıda YPG/SDG mensubunu etkisiz hale getirdi veya esir aldı. Münbiç, Fırat Nehri’nin batısında YPG/SDG’nin kontrolündeki en büyük şehir olarak biliniyordu.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise, “Savaşta yeni cephe Suriye” ifadesiyle durumu değerlendirdi. İsrail savaş uçakları, Suriye’nin çeşitli bölgelerine yüzlerce sortide bulunarak silah depolarını, askeri havalimanlarını ve Tartus-Lazkiye şehirlerindeki donanma üslerini hedef aldı. Önceki Suriye yönetiminden kalan savaş gemileri, savaş uçakları ve hava savunma sistemleri büyük ölçüde tahrip edildi.
Silahlı muhalif grupların Şam’a girmesi, Suriye’deki yeni denklemi de etkiliyor. Bu bağlamda, İsrail’in Golan üzerinden başlattığı askeri hamleler ve Türkiye’nin pozisyonu üzerine uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Hasan Ünal ile bir söyleşi gerçekleştirildi.
‘İsrail’in Bu Süreçten Faydalanacağı Beklenmeliydi’
Prof. Dr. Hasan Ünal, Suriye’deki gelişmelerin Türkiye açısından sevinilecek bir durum teşkil etmediğini, bunun birçok tehlike ve belirsizlik barındırdığını ifade etti: “Bence Türkiye açısından sevinecek bir durum yoktu. İnsanlar neden bu kadar coşkulu davrandı? Halep için ‘82’ ve Kahire için ‘83-84’ gibi ifadelerle yaygara kopardılar, anlamak zor. Suriye’de HTŞ’nin güneye doğru ilerlemesiyle başlayan çatışma ortamında, Suriye’nin dağılmasını tetikleyecek bir kargaşa ortamı oldukça muhtemeldi. Bu durum şimdi gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, attığı Tweet’de benim öngörülerimi teyit eder şekilde yorumlarda bulundu. Olan bitenlerden İsrail’i sorumlu tutuyor. Ancak İsrail’in bu süreçten büyük fayda sağlamak için harekete geçeceğini öngörmek gerekirdi.”
‘HTŞ Lideri Cevlani’nin Mesajları ve Genel Gerginlik’
HTŞ’nin ve diğer silahlı muhalif grupların Şam’a girmesi, Suriye’nin devlet olma özelliğini yitirmesi anlamına geldiği görüşünü paylaşan Prof. Dr. Ünal, İsrail’in Dürziler aracılığıyla Suriye’de kendisine bağlı bir devlet kurma planlarını devreye soktuğunu belirtti: “Şu an itibarıyla Suriye, devlet olma işlevini yitirmiş durumda. Libya’ya doğru hızla ilerliyor. HTŞ, ne asayiş ne de güvenlik sağlayabiliyor. Suriye ordusu büyük oranda dağılmış durumda. Orduya ait teçhizatlar, İsrail tarafından yok ediliyor. İsrail, güneyden Suriye topraklarını işgal etmeye başladı. Bazı haberlere göre, Şam’ın 10-15 kilometre güneyine kadar ulaşmış durumdalar. Bu bölgeler Dürzi bölgeleri. 1967 savaşında da İsrail, Dürzi bölgesinin güneyini işgal etmişti. Şimdi de o toprakları ilhak etme niyetinde olduğu anlaşılıyor. Kuzeydeki Dürzi bölgesini bağımsız bir devlete dönüştürmeye çalışıyorlar. Eğer Suriye’de federasyon kurulursa, tamamen İsrail’e bağlı bir Dürzi devleti yapısı ortaya çıkabilir. Ayrıca, Fırat’ın doğusunda, ta Kamışlı’ya kadar Suriye birliklerinin kullandığı üsler İsrail tarafından hedef alındı. Bu süreçte, PKK/PYD’nin de önü açılıyor. PKK/PYD’nin denize açılma projesinin, artık bizim sınırlarımız üzerinden değil, güneyden bir koridordan gerçekleşme ihtimali var. Türkiye, oradaki bazı Arap aşiretlerini PKK/PYD’ye karşı harekete geçirerek bu planı engellemeye çalışıyor ancak bu oldukça zor gözüküyor. HTŞ lideri Cevlani ılımlı mesajlar verse de Suriye’deki genel durumun gergin olduğu anlaşılıyor. Bu gerginlik, bir iç savaş ortamını doğurabilir. Kısa süre içinde bu durum yaşanabilir. Irak’ta ABD, İngiliz ve Avrupalı güçler varken böyle bir çatışma süreci engellenemedi. Suriye’deki tüm etnik, dini ve mezhebi gruplar birbirlerine şüpheyle bakar hale geldiler. Eğer anayasa yapım süreci olacaksa, bu süreç mutlaka federal bir yaklaşım temelinde yürütülmelidir. Yıllarca Esad hükümetine yeni bir anayasa önerisinde bulunan yetkililer, bu durumun yanlışlığını şimdi daha iyi anlamış olmalıdır. Sonuç olarak, istenmeyen bir durumla karşı karşıyayız. Fırat’ın doğusuna kadar olan bölgede, kendi kontrolümüzdeki topraklar hariç, kalan bölgelerde bir HTŞ mensubu ve Fırat doğusunda tamamen bir PKK/PYD tehdidi ile yüzleşmemiz muhtemel. Sahil bölgesinde bir Alevi/Nusayri devleti ve İsrail sınırında bir Dürzi devleti senaryosu gündeme gelebilir. Bu arada Hristiyan Arapların durumu da merak konusu.”
‘Türkiye’nin Dış Politikasında Değişim İşaretleri’
ABD ve İsrail’in kendi tarihleri açısından kritik bir başarıya imza attığını vurgulayan Ünal, Türkiye’deki Baas ve Beşar Esad karşıtı anlayışın dış politikada yeniden etkili olmaya başladığını ifade etti: “Amerika ve İsrail, tarihi bir başarıya imza attı. Netanyahu’nun Pazar günü akşamı Suriye sınırına gidip yaptığı açıklamada belirttiği gibi, İsrail belki de kuruluşundan bu yana en büyük zaferini elde etti. Çünkü Suriye, İsrail’e karşı bölgedeki en ciddi güçlerden biriydi. Siyasal İslamcıların Suriye’nin İsrail’e karşı tutumunu küçümsemesi, ne yazık ki gerçekleri göz ardı etmektir. Hizbullah, bugüne kadar İsrail’e karşı girdiği hiçbir savaşta geri adım atmayan ve İsrail’i geri adım atmaya zorlayan tek Arap örgütüdür. Sırf Şii oldukları için başarılarını hafife almak yanlış. Siyasal İslamcı kafa ile tartışmanın bir anlamı yok. Dış politikada böyle bir kafa yapısı hakim olduğunda, tüm devletlerle düşmanlık yaratacak sebepler bulurlar. Çin ile, Suriye ile, Mısır ile çeşitli meseleler üzerinden kavga ederler. Bu kafa yapısı, Türkiye’nin dış politikasında etkili olmaktan uzaklaştırılmıştı. Ancak son zamanlarda bu görüşlerin sesi yeniden yükselmeye başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın attığı Tweet, Türkiye’nin işlerin beklenildiği gibi gitmediğinin farkına vardığını gösteriyor. Ancak sürecin nereye gideceği belirsiz.”
‘Yeni Anayasa ve Yönetim Sorunları’
Şam’ın silahlı muhalif grupların eline geçmesiyle birlikte, Suriye’de ulus devlet kavramının tamamen ortadan kalkabileceği uyarısında bulunan Prof. Dr. Ünal, Irak’ta yaşananları ve “kapsayıcı” anayasa ile ulus bilincinin nasıl yok olduğunu ele aldı: “Tüm söylemlerin iç politikaya yönelik birtakım amaçları olabilir. Dış politikada ise, izlediğimiz politikalarla Suriye’nin bölünmesi için elimizden geleni yapmış olduk. Ardından da ‘Suriye’nin bölünmesine izin vermeyeceğiz’ diyoruz. Daha önce defalarca yazdım: Eğer Suriye’ye yeni bir anayasa dayatır, üniter yapıyı bozar, Esad yönetimine baskı yapar ve uzlaşmazsak, bunun sonucu Suriye’nin parçalanması olur. Aynen de böyle oldu. Sanki Beşar Esad gitsin, herkes İsviçre’de medeni bir ortamda kucaklaşsın beklentisi vardı. Ancak Ortadoğu’da, Amerika ve İsrail gibi tehlikeli devletlerin etkisi altında, böyle bir durum mümkün mü? En yakın örnek Irak. 2003 yılında Irak’a benzer hayallerle girmişlerdi. Irak halkı, Amerikan askerlerini alaylarla karşılayacak ve ardından demokratik bir süreç başlayacaktı. Ne oldu? Irak’tan çıka çıka bir Kürt yönetimi ve İran nüfuzu çıktı. Ancak gelişmeler bize demokrasi adı altında sunuldu. Belki de bu bir psikolojik harekattı. Başlangıçta herkesin aklını çelmeye yönelikti. Sonuçta Irak, yönetilemez bir ülke haline geldi. Her yerde etnik kotalar var. Iraklılık bilinci nasıl gelişebilir? Aynı durum Bosna-Hersek’te de yaşandı. Bu tür başarısız modellerin Suriye’de işe yarayacağını düşünmek, sadece Selefi veya siyasal İslamcı olmayı gerektiriyor. Onlar, muhtemelen laik Baas yönetiminin gitmesini ve İslami bir yönetim kurulmasını istiyorlardı. Ancak bu artık mümkün değil. Etnik yapılar buna izin vermeyecek. Suriye’nin doğusunda, YPG etnik temizlik yaparak hakimiyet kurmaya çalışıyor. Tam anlamıyla bir facianın eşiğindeyiz.”
‘Türkiye-Esad Anlaşması ve Kürt Yönetimi Planları’
Suriye’de bir Kürt yönetimi kurulması yönünde planların olduğunu belirten Prof. Dr. Ünal, gelişmeler öncesinde Türkiye ve Esad arasında bir mutabakat sağlanmış olsaydı, bu planların önüne geçilebileceğini ifade etti: “Bence evet, Suriye’de bir Kürt yönetimi kuruluyor. PKK/PYD yapısı, Fırat’ın doğusunda Türkiye ile bir konfederasyona mı girmek ister yoksa ABD ve İsrail’in teşvikiyle önce Suriye’nin bir parçası olmak, ardından bağımsız olarak Kuzey Irak ile birleşmek mi ister? Bence ikincisini ister. Türkiye, İdlib’tekileri durdurmayarak aslında Trump ile yapılması muhtemel bir pazarlığı bozmuş oldu. Trump geldiğinde, Türkiye’ye önemli fırsatlar doğabilirdi. Eğer biz Beşar Esad ile anlaşmış olsaydık, PKK/PYD yapısı üzerinde baskı kurmuş olsaydık, Trump’a Amerikan askerlerini çekmesini rahatlıkla söyleyebilirdik ve PYD’ye izin vermeyeceğimizi ifade edebilirdik. Ancak İsrail o kadar derinlemesine Suriye’ye girdi ki, Amerikan derin devleti de oraya gömüldü. Şimdi Trump bile oradan çekilmeyi düşünemez hale geldi. Bu durum, Suriye’de faydalı bir sonuç doğurmayacak. Türkiye’nin açılım yapması, ki bu çok tehlikeli olur, sürecin önünü kendimiz kesmiş olduk. Suriye’nin dağılmasıyla birlikte, Fırat’ın doğusundaki PKK/PYD grupları Türkiye ile değil, ABD ve İsrail ile hareket eder hale gelecektir.”
