Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Alaska’da bir araya gelmesi bugün hâlâ küresel gündemin odak noktası. İki saat kırk beş dakika süren görüşmenin ardından, iki gün sonra Avrupalı liderler ve Kiev yönetiminin temsilcileri Washington’da toplandı. Trump’ın Avrupalı liderleri karşısına dizdirip hizaya çekmesi, dünya basını tarafından yakından izlendi ve analiz edildi.
Analistler, Trump’ın Putin’i eş değer bir aktör olarak kabul etmesiyle ABD’nin Rusya’yı denk aktör olarak görmeye başladığını öne sürüyor; fakat Avrupalı liderler ve Zelenskiy’in dünyanın geri kalanı karşısında kendilerini Trump’a göre daha aşağıda konumlandırdığı görüşü öne çıkıyor. Alaska ve Washington zirvelerinin ardından, Çin-Hindistan yakınlaşması, Avrupa’nın Ukrayna’ya güvenlik garantisi söylemleri ve Türkiye’nin rolü gibi konular, Kırıkkale Üniversitesi’nden Doç. Dr. Merve Suna Özcan ile ele alındı.
‘Artık küresel sistemde hiyerarşik ilişkiler yapısı var’ başlığıyla örgütlenen söyleşide, Suna, Alaska’da “denk bir süper gücü yanında bulundurma ya da onu izole etme” mesajının, çok kutupluluğa giden süreçte belirginleştiğini ifade etti. Bu dönemin özünde Avrasya ve Afro-Avrasya coğrafyalarının giderek artan önemi bulunuyor. Ona göre Alaska zirvesi, iki kutuplu düzenin kırılganlığını ve Trump’ın diplomatik tavrının bu kırılmayı nasıl simgelediğini gösterdi. “Trump’ın Rusya diplomasisi üzerinden kurduğu manzara, Avrupa ile olan ilişkilere de yeni bir ton kazandırdı; Avrasya’daki güç dengeleri yeniden biçimlendiriliyor” diye ekledi.
‘Avrupa uzun süredir Ukrayna’da toprak tavizi vermiş durumda’ değerlendirmesiyle Suna, ABD’nin tek kutuplu sistemi kırmak adına çok merkezli bir dünya tasarımı peşinde olduğunu savundu. ABD’nin maliyetleri Avrupalı ortaklarına kaydırma eğilimi gösterdiğini belirten Suna, NATO’nun savunma harcamalarında artış talebinin aslında bu stratejinin bir göstergesi olduğunu vurguladı. Avrupa’nın Ukrayna sorununda “yakınlarda arzu edileni” kabul etmek zorunda kaldığı bir döneme girildiğini söyleyen analiste göre, ABD’nin küresel güvenlik şemsiyesinde kaldıkça, kendi finansal ve stratejik çıkarlarını en üst seviyede korumak için hareket ettiği görülüyor.
‘Trump, Çin’i sınırlamaya çalışıyor fakat Şi Çinping ve Kim Jong Un gibi liderlere karşı ilginç bir saygısı var’ ifadesiyle Merve Suna, Trump’ın Avrupalı liderlere karşı tavrını sorguluyor. Çin ve Kuzey Kore gibi aktörlerin “garantörlük sisteminde” yer alabileceğini düşünen Suna’ya göre, Avrasya’daki hiyerarşik güçler karşısında Avrupa’nın konumu basit müttefiklik olarak görülemez; bu nedenle Alaska’daki tutumlar bağlamında değerlendirilmeli. “Trump’ın yaklaşımı, Şi Çın Ping ve Kim Jong Un gibi liderlere saygılı bir dille sürdürülürken; Avrupa’ya karşı daha farklı bir üslup sergiliyor” diyor.
‘Devletler arası hiyerarşi hep vardı. Sadece kimse bunu Trump kadar söylemiyordu’ değerlendirmesiyle BRICS’i bir güvenlik perspektifiyle okumak yerine iktisadi ve siyasi bir oluşum olarak gören Suna, çok sesli ve eşit söz hakkı olan bir platform olarak BRICS’in önemini vurguluyor. Rusya, Çin ve Hindistan’ın etkisi bariz olsa da Brezilya, Güney Afrika, İran ve yeni üyelerin de bu yapıda söz hakkı olduğunu belirtiyor. BRICS’in yalnızca bir güvenlik örgütü olmadığını ifade eden Suna, küresel sorunlarda vicdani ve ahlaki yaklaşımın ön planda olduğuna dikkat çekti. Zengezur Koridoru’nu da kapsayacak biçimde Türkiye’nin ve bölgedeki aktörlerin entegrasyonu, Avrasya’da yeni işbirliği kanallarını artırıyor.
‘Türkiye, NATO üyesi olup da Batı’nın yaptırımlarını uygulamayan bir ülke… Enerji işbirliğimiz de var’ diyen Suna, Türkiye’nin tarafsızlığını korumasının Avrupa için kritik olduğunu söyledi. “Eğer Avrupa güvenlik şemsiyesinden ABD çekilirse, Türkiye’ye ihtiyaç artacaktır” diyen analist, Türkiye’nin sürece müdahil olmak isterken yönünün net olması gerektiğini belirtti. Zelenskiy, Putin ve Trump’ın bir araya geldiği bir dörtlü toplantıda Türkiye’nin rolü önemli olabilir; ancak bu konunun uluslararası hukuk çerçevesinde ve BM nezdinde ele alınması gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin, NATO’nun Beşinci Maddesi gibi çatışmayı tetikleyebilecek adımlardan kaçınması gerektiğini de sözlerine ekledi.
