Bir yıl boyunca sandıklar, küresel siyasette belirleyici rol üstlendi. Avrupa’dan Amerika’ya, Afrika’dan Latin Amerika’ya uzanan geniş coğrafyada devlet başkanlığı ve parlamentosal tercihler, ülkelerin iç politikasını olduğu kadar dış politika ve sosyal alanları da şekillendirdi. Sandıklar bazı yerlerde mevcut iktidarları güçlendirdi, bazı bölgelerde ise uzun süredir süren dengeleri değiştirdi. Aynı dönemde Katolik Kilisesi’nde papalık seçimi, küresel ölçekte yankı uyandıran bir gelişme olarak kayda geçti. Belarus’ta Lukaşenko’nun iktidarda kalışıyla başlayan süreçte, mevcut devlet başkanı Aleksandr Lukaşenko beşinci dönemine adım attı ve Avrupa’nın en uzun süreli idaresi unvanını pekiştirdi.

Meclis ve cumhurbaşkanlığı yarışları, adayların destekçileri tarafından önemli bir coşku ve yoğun bir seçim hazırlığıyla yürütüldü. Hırvatistan’da Zoran Milanović ikinci kez cumhurbaşkanı olarak seçildi ve en yüksek oy oranlarından biriyle görevine devam etme hakkı elde etti. Ülkede 2025’e girerken parlamento ve Avrupa Parlamentosu seçimleri için sandıklar açıldı; adaylar için imza şartları ve iki turlu seçim sistemi gibi seçim kuralları net biçimde uygulanmaya devam etti.
Kanada’da yeni hükümetin kurulmasıyla birlikte dış politika açısından da önemli bir döneme girildi. Mark Carney’nin başbakan olmasıyla başlayan süreç, erken genel seçim kararı sonrası Liberal Parti’nin üçüncü kez azınlık hükümeti kurmasına yol açtı. Carney, göreve geldiği anda Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerde ortak hedefler üzerinde durduğunu ifade etti ve Kanada’nın Filistin Devleti’ni tanıma kararını da içeren bir dizi uluslararası adımı duyurdu.

Almanya’da 2025’in ilk yarısında yapılan erken genel seçimler sonucunda CDU/CSU koalisyonu birinci parti olarak ortaya çıktı ve ardından Şansölye Friedrich Merz’in liderliğinde yeni hükümet kuruldu. Ancak ilk oylamada yeterli çoğunluğu sağlayamayan Merz, ikinci turda gerekli desteği alarak göreve başladı. Bu süreçte Ekvador’da Noboa devlet başkanlığı koltuğunda kaldı ve seçimler ikinci tura kaldığında yüzde 55’in üzerinde oyla yeniden devlet başkanı olarak seçildi.
Papa 14. Leo’nun seçilmesi ve Vatikan’daki konklav süreci, 21 Nisan’daki Papa Francis’in vefatından sonra kilisenin yeni yönünü belirledi. Konklavın ardından Cardinal Robert Prevost’un papa olarak seçilmesiyle, Katolik Kilisesi tarihinde yeni bir döneme girildi. ABD’li liderlerin bu sürece ilişkin değerlendirmeleri ve diplomatik ilişkilerdeki yeni dinamikler, dünya gündeminde geniş yer tuttu.

Bolivya’da MAS iktidarının yaklaşık 20 yıllık dönemini sonlandıran devlet başkanlığı seçimi, Rodrigo Paz’ın zaferiyle sonuçlandı. Yeni hükümet, İran-İsrail ilişkileri ve ulusal ekonomik reformlar gibi konularda hedeflerini ortaya koydu. Ayrıca Arjantin ve Orta Amerika ülkelerinde yaşanan siyasi hareketlilik, bölgesel dinamikleri yeniden şekillendirdi.
İrlanda’da Catherine Connolly, Kamerun’da Paul Biya ve Şili’de Kast gibi liderler, 2025 yılının en kritik siyasi aktörleri olarak öne çıktı. Tüm bu gelişmeler, ülkelerin iç politikalarının yanı sıra uluslararası alanda da değişikliklere yol açtı; özellikle Başkanlık seçimleri, parlamenter hareketler ve papalık konklavı dünya kamuoyunun odak noktası oldu.









