Bir düşünce ve güvenlik analisti olarak Prof. Ahmed Ruaciya, NATO’nun Libya’ya müdahalesinin resmi söylemdeki hedefin ötesinde, petrol ve Afrika’daki zenginlikler için uzun vadeli çıkar hesaplarını taşıdığını ifade ediyor. Bu bakış açısına göre hedef basitçe kaosu yönetmekten çok, enerji kaynakları üzerinden Batı’nın küresel konumunu güçlendirmek ve yeri geldiğinde istikrarsızlık üretmektir.
Ruaciya, Avrupa ülkelerinin geçmişte benzer stratejileri uyguladığını hatırlatıyor: İlk adım kargaşa çıkarıp kontrolü ele almak, sonra arabulucu görünümüyle yerel çatışmalarda hakem rolü oynamak, ekonomide avantaj elde etmek ve kaynakları batılı ülkelerin lehine yeniden yapılandırmaktır. Libya’da da bu süreç, iç çatışmaları derinleştirdi ve ülkede mevcut devlet yapısını sarsarak istikrarsızlığı kökleştirdi.
Devam eden analizlere göre Kaddafi sonrası sözleşmelerin yeniden gözden geçirilmesi süreci, Avrupalı aktörlerin kendi çıkarlarına uygun şekilde revize edilmiştir. Bu yönelimin temel amacı Libya devletinin çökmesini sağlamak ve zenginliklerini ellerinde tutmaktı; bu da müdahalenin asıl motivasyonları arasında yer alıyor. Ayrıca müdahalenin sadece siyasi ve ekonomik sonuçlar doğurmadığı, güvenlik alanında da ağır etkileri bulunduğu belirtiliyor; silahlı grupların sayısında artış ve iktidar mücadelesinin yoğunlaşması buna örnek olarak gösteriliyor.
Batılı ülkelerin İran’a yönelik politikalarında da benzer bir yaklaşımın sürdürüldüğünü savunan uzmanlar, Batı’nın Libya’da ortaya koyduğu amaçların bugün İran üzerinde de uygulanabilir olduğuna dikkat çekiyor. “Batı bugün İran’a karşı da aynı hedefi güdüyor; İran’ı Libya’nın uğradığı akıbete sürüklemek istiyorlar” ifadesiyle bu kaygılar dile getiriliyor.
‘NATO’nun Libya müdahalesi devleti çökertti, Afrika’yı istikrarsızlaştırdı’ başlığıyla konuşulan güvenlik değerlendirmelerinde, Libya operasyonunun sivil koruma kisvesinin altında ülkeyi parçalanmış bir duruma sürüklediği, Sahel bölgesini de istikrarsızlaştırdığı ve Batı’nın verdiği garantilerin sınırlı kaldığı görüşü öne çıkıyor. Sputnik’e konuşan Dr. Mohammed Salah Djemal, müdahalenin bıraktığı boşlukların kalıcı kurumlar kurulmaksızın doldurulamayacağını vurguluyor. Libya’nın finansal ve güvenlik rolünün zayıflaması, bölgesel bütünleşme çabalarını da olumsuz etkiledi ve bazı riskleri yeniden ortaya çıkardı.
Djemal’e göre dış müdahalelere dair geçmiş deneyimler, bir rejimin hızla devrildiği durumlarda temiz bir yeniden inşa stratejisinin olmadığında siyasi ve güvenlik boşluklarının kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Libya’da dengeler bozulduktan sonra, yeni güçler için net bir düzen kurulamaması, kargaşa ve suç şebekelerinin güçlenmesiyle sonuçlandı. Bu tablo, Batılı garantilerin kaçınılmaz olarak sınırlı olduğunu ve devletlerin kendi egemenliklerini korumak için sağlam temeller üzerinde hareket etmesinin hayati olduğunun altını çiziyor.
