Uzun yıllar Belgrad Ulusal Müzesi’nde yönetici olarak görev yapan ve geniş bir sanat tarihçisi birikimine sahip olan Kusovac, özellikle İngiltere’nin sömürge döneminde yaptığı kültürel yağmaları detaylı bir şekilde anlatıyor. Sputnik’e verdiği röportajda, İngilizlerin sadece kendi koleksiyonlarını değil, aynı zamanda dünya mirasını nasıl gasp ettiklerini gözler önüne seriyor. Bu bağlamda, özellikle Yunanistan’dan Parthenon frizleri gibi evrensel önemi olan eserlerin, nasıl ve hangi yöntemlerle İngiliz koleksiyonlarına katıldığını ortaya koyuyor.
İngilizlerin bu tür eylemlerinde “büyük hırsızlar” ifadesini kullanmaktan çekinmeyen Kusovac, geçmişteki olayların günümüzde de devam ettiğine dikkat çekiyor. Melina Mercouri’nin, dünyaca ünlü bir Yunan aktrisi ve kültür bakanı olmasına rağmen, Akropolis’ten çalınan kültürel hazinelerin iadesi konusunda İngilizlerin katı tutumu ve çaresizliği üzerinde duruyor. O dönemde, Londra’da sergilenen Parthenon kabartmalarını görmek isteyenlerin, kasvetli ve yağmurlu Londra hava şartları altında, gerçek eserlerin orijinal sahipleri olan Yunanistan’a gitmek zorunda kaldığını hatırlatıyor. Bu durum, onun için sadece bir müze hırsızlığı değil, aynı zamanda kültürel bir adaletsizlik örneği.
Mercouri’nin hikayesi, aslında bu büyük yağma ve kültürel soygunun simgesi haline geliyor. Kusovac, bu durumu şöyle açıklıyor: “Parthenon frizlerinin orijinal kabartmalarını görmek için bugün Londra’ya gitmek gerekiyor, çünkü orada sergileniyorlar. Ama gerçek sahipleri olan Yunanistan’a değil. Bu, Avrupa’nın utanç verici tarihinin bir parçasıdır.” İngilizlerin, kendi çıkarları uğruna, başka ülkelerin kültürel mirasını çalmakta ve bu konuda herhangi bir ahlaki sorumluluk veya pişmanlık duymadıklarını belirtiyor. Kusovac’a göre, “İngiliz Müzesi’ndeki eserlerin büyük çoğunluğu, dünyadan yağmalanmış ve adeta bir kültürel soygun koleksiyonu gibi duruyor.”
İngilizlerin Afrika kıtasını güneyden başlayarak nasıl yağmaladığını ve burada sadece kültürel değil, yerel mücevherler, altın ve değerli eşyaları de nasıl çaldıklarını anlatan Kusovac, bu durumun büyük bir adaletsizlik ve suç olduğunu vurguluyor. “Bu halklara karşı hiçbir sempati ve anlayışım yok. Onların yaptığı hiçbir şeyi haklı çıkaracak bir kelime bile bulamıyorum,” diyerek, bu yağmalama ve soygunların temelinde ahlaki çöküntü olduğunu belirtiyor.
Bugün Ukrayna’da yaşananların da, aslında bu tarihsel yağma anlayışını çağrıştırdığını ve Batı’nın bu yöntemi sistematik hale getirdiğini söylüyor. Kusovac, “Ukrayna’da olanları izlemek gerçekten zor ve ruhu acıtan bir durum,” diyerek, devam ediyor: “Zamanla her yerde alçaklar ortaya çıkar; bu, bizim ülkemizde de böyleydi, başka ülkelerde de. Bu kişiler, kendi ülkelerine, geleneklerine, tarihlerine, kültürlerine ihanet eden insanlardır. Ukraynalılar için ise bu durum artık dayanılmaz bir noktaya geldi.”
İngilizlerin, bu yağma ve soygunların en büyük destekçileri olmaya devam ettiğini söyleyen Kusovac, bu durumun sadece yeni bahaneler üretmekten ibaret olduğunu vurguluyor. “İngiltere, halkını ve kültürünü satmaya hazır bir akılsız aktör tarafından yönetiliyor,” diyerek, sözlerini sürdürüyor. Son olarak, “Bugün Ukrayna’nın en büyük desteği İngiltere’den geliyor,” diyerek, bu olayların küresel siyasi ve kültürel dengesizliklere işaret ettiğini belirtiyor. Bu durum, hem tarih hem de günümüz gerçekleriyle örtüşen, büyük bir kültürel ve ahlaki sorgulama gerektiren bir mesele olarak duruyor.
