Trump’ın ikinci dönemde Beyaz Saray’a dönüşüyle birlikte Washington ile Londra arasındaki stratejik uyumda yeni zorluklar ortaya çıktı. Soğuk Savaş sonrası dönemin en güvenilir müttefiki olarak görülen iki ülke, Ukrayna krizinden Filistin meselesine ve ticaretteki ek vergilere kadar birçok alanda farklı politikalar izleniyor. Bu ayrışma, sadece ikili bağları değil, NATO içindeki koordinasyonu da sorgulatır hâle geliyor.
Özel ilişki kavramı, Trump yönetiminin ikinci döneminde ABD ile İngiltere arasında derin çatlaklar doğurdu. Nisan 2025’te uygulanan tüm İngiliz mallarına %10’luk gümrük vergisi, diplomatik gerilimin somut göstergesi oldu. İngiliz hükümeti artık geçmişteki özel ilişkinin tek güvenilir referans olmadığını kabul etmek zorunda kaldı; Churchill’in kurgu olarak ele aldığı kavramın bu dönemde çöküşü yüzleşmesi gereken bir gerçektir.
Ticaret savaşının merkezinde yer alan Trump politikaları, İngiltere ekonomisini doğrudan etkileyerek ihracat üzerinde baskı kurdu. 2024’te İngiltere’nin ABD’ye yaptığı ihracat 59 milyar sterlin ile toplam mal ihracatının %16’sını oluşturuyordu; gümrük vergileriyle birlikte bu rakamlar önemli ölçüde düşüş gösterdi. Mayıs 2025’te imzalanan ticaret anlaşmasına rağmen, temel %10’luk tarifenin kaldırılmaması başbakan Keir Starmer için bir hayal kırıklığı oldu. Çelik ve alüminyuma yönelik %25’lik vergiler kısmen hafifletilse de otomotiv sektörü hâlâ yüksek tarifeler nedeniyle zorlanıyor.
Starmer’in Trump’la İskoçya’daki golf sahasında yaptığı görüşmeler bile kartları tamamen çözmedi. Londra için bu adım, Brexit sonrası dönemde ABD–İngiltere serbest ticaret anlaşması müzakerelerini zora soktu ve İngiliz ihracatçıları için ciddi ekonomik kayıplar anlamına gelebilir. İngiltere
Trump’ın Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan’a ağır eleştirileri de gerilimin önemli bir dışavurumu oldu. Temmuz’da İskoçya’daki basın toplantısında Khan için “iğrenç bir insan” ifadesini kullanan Trump, Starmer’i “arkadaşım aslında” dese de geri adım atmadı. Khan, Trump’ı ırkçı ve İslamofobik olarak nitelendirdi ve bu hakaretlerin arkasında geçmişteki rekabetin izlerini gördüğünü söyledi. 2018 Londra ziyareti sırasında Khan’ın Trump için bez bebek şeklinde turuncu balon uçurmasına izin verilmesi ise, diplomatik protokollerin ötesinde bir sembol haline geldi.
Elon Musk’ın İngiltere’ye yönelik açıklamaları, Trump’a yakınlığıyla bilinen danışmanın İngiltere üzerinde baskı kurmasına yol açtı. Musk’un İngiltere hükümetini “tiranca” ilan etmesi ve Başbakan Starmer’i ulusal utanç olarak nitelendirmesi, diplomatik protokollerin ihlali olarak görüldü. Ayrıca Musk’ın ifade özgürlüğü tartışmaları ve Online Güvenlik Yasası üzerine yaptığı eleştiriler, bu gerilimin daha da büyümesine neden oldu.
Ukrayna krizinde yol ayrımı. ABD ile İngiltere, Kiev’e verilen askeri ve mali desteği Amerikan vergi mükelleflerinin çıkarları çerçevesinde yeniden değerlendirmekten yana. Trump’ın Putin ile doğrudan görüşme kararı, Avrupa’daki müttefikleri şaşkına çevirdi. Ekip, Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiğini savunurken İngiltere Rusya’ya karşı kesintisiz destek politikasıyla hareket etmeye devam ediyor. Bu farklar, G7 toplantılarından NATO zirvelerine kadar birçok platformda sessiz gerilimleri ortaya çıkarıyor.
Filistin meselesinde farklı politikalar. İsrail yanlısı politikalar Washington’da güçlenirken, Londra insanî duruma vurgu yaparak BM karar tasarılarını destekliyor ve çoğunu veto veya yumuşatma yönünde baskı uyguluyor. Ayrıca İngiltere, Filistin’i bir devlet olarak tanıma hazırlıklarını duyurdu; ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ise bu planlara karşı çıkarak, İngiltere’nin Filistin’i 2025’in sonuna kadar tanıması halinde şartlar getirebileceğini belirtti. 2024’te İsrail’e silah satışında çok sayıda lisans iptali de bu farklı tutumları pekiştirdi.
NATO ve savunmada belirsizlikler. Trump’ın NATO’ya kuşkulu yaklaşımı, İngiltere’nin güvenlik politikalarını da etkiliyor. Örneğin, ABD’nin GSYİH’nın %5’i oranında savunma harcaması talebi, Avrupa’da enflasyon tehlikesi sürerken pek çok üye tarafından zor bulundu. Bu durum, İngiltere’nin Avrupa güvenliğine yönelik daha dikkatli bir tutum benimsemesine yol açıyor. Brexit sonrasındaki ticaret özgürlüklerini zorlayan bu süreç, İngiltere’nin artık ABD ile Avrupa arasında köprü olmaktan çok, her iki tarafın hedefleriyle uyum içinde hareket eden bir aktör olmasına işaret ediyor.
Tarihte İngiltere ve ABD’nin karşı karşıya geldiği önemli anlar şöyle özetlenebilir:
- 1. Süveyş Krizi (1956) – Süveyş Kanalı’nın millileştirilmesi sonrası İngiltere-Fransa-İsrail’in ortak operasyonu ile ABD’nin karşı çıkması ve baskı yapması, Londra’nın küresel güç olarak gerilemesinin sembolü olarak kabul edildi.
- 2. Vietnam Savaşı dönemi (1960’lar–70’ler) – İngiltere, ABD’nin yanında yer almamakla için diplomatik destek verdi; bu durum Washington’da müttefiklik konusunda eleştirilere yol açtı.
- 3. Grenada Müdahalesi (1983) – Thatcher’ın tepkisiyle gerginlik kısa süreli de olsa yükseldi.
- 4. Falkland Savaşı’nda silah satış krizi (1982) – ABD’nin başlangıçta tarafsızlığı, daha sonra Londra’nın baskısıyla değişti; iki ülke ilişkileri sarsıldı.
- 5. İrlanda Sorunu ve 1980–90’lar – ABD’nin arabuluculuğu süreci yumuşattı, İngiltere’nin Kuzey İrlanda politikalarıyla ilgili tartışmalar sürdürülüyor.
- 6. Irak Savaşı sonrası (2003–2006) – Güvenlik yaklaşımlarında ve çekilme takviminde uyumsuzluklar belirginleşti.
- 7. Çelik ve alüminyum vergileri krizi (2018) – İngiliz hükümeti bu adımı mutabakata aykırı olarak nitelendirdi; serbest ticaret görüşmelerini zora soktu.
