Birleşmiş Milletler, küresel siyasetin merkezindeki konumunu korumaya çalışırken, Washington’ın biriken borç yükü ve Gazze Barış Kurulu ile ilgili tartışmalar nedeniyle tarihinin en derin krizlerinden birine sürüklendi. Bu süreç, ABD’nin tek kutuplu hegemonyasını yeniden kurma çabalarının BM’yi devre dışı bırakma girişimleriyle okunuyor; karşısında ise Çin ve Rusya eksenli güçler dengelerini genişletiyor. Antonio Guterres’in üye devletleri aidat ödemeye çağırdığı konuşma, tüm küresel aktörlerin dikkatini çekti; Avrupa da BM’in rolünü güçlendirmek için farklı ittifaklar arayışında, BRICS ve Şangay İşbirliği Örgütü gibi aktörlerle arasını da dengelemeye çalışıyor. Guterres’in bu uyarıları ve Birleşmiş Milletler’in akıbeti, gazeteci Kamil Erdoğdu ile yapılan söyleşide geniş yer buldu. “Birleşmiş Milletler felç oldu” sözleriyle başlayan analiz, ABD’nin üç milyar dolarlık borç yükünü hatırlatarak pandeminin mücadele ve diğer programlara olan etkilerini öne çıkarıyor; ancak Gazze Barış Kurulu olarak sunulan alternatif girişimin Trump’ın tayin ve denetimiyle ilerlediğini savunuyor.
“Barış Kurulu BM’ye alternatif değildir; reforma gidilebilir” görüşü, Erdoğdu’nun perspektifinde ABD’nin giderek yayılan yalnızlaşması ve ülkeler arasındaki ayrışmanın güçlenmesiyle ilişkilendiriliyor. Erdoğdu’ya göre Barış Kurulu, BM’yi devreden çıkarmaya matuf bir hedef taşıyor olsa da bu yönde başarılı olması mümkün görünmüyor. Reforma ihtiyaç duyulacağını vurgulayan görüşler, “amaç BM’yi yeniden şekillendirmek; ABD’nin hegemonisini yeniden tesis etmek” şeklinde özetlenebilir. Batı’nın ortak duruşu ile Çin ve Rusya’nın savunduğu yaklaşım arasındaki farklar, diplomatik arenada yeniden tanımlanıyor.
“ABD daha da yalnızlaşacak” tespitinde Erdoğdu, NATO’nun tecrit rolünü güçlendirdiğini ve Ukrayna krizinin bu gerçeklikle bağlandığını ifade ediyor. Çin ve Rusya’nın BM merkezli uluslararası düzene dönüşü savunduğunu belirten görüş, ABD’nin tek kutuplu gücünü sürdürmekten çok daha fazlasını hedeflediğini gösteriyor. BRICS’in yükselişi ve Şangay İşbirliği’nin bölgesel etkileri, batı-dışı aktörlerin küresel sahnede daha görünür hale geldiğini gösteriyor. Erdoğdu’ya göre, küreselleşme kavramı bugün Çin tarafından daha çok destekleniyor; çünkü Çin’in de büyümek için bu yapıya ihtiyaç var.
“Çin küreselleşmeyi savunuyor çünkü buna ihtiyacı var” diyen analiz, ABD’nin tek başına hüküm sürme arzusunun artık geleneksel bir hedef olmadığını vurguluyor. Dünya güçleri arasındaki dengeler, BM’nin işlevselliğini sorgulayan yeni ittifaklar ve ortak projelerle yeniden şekilleniyor. Dünyanın tek hakimi olmaya çalışan ülkelerin artık diğer aktörlerle iş birliği kurması, üretim ve ekonomik güç odaklı bir dengeyle çözümlenmeye çalışılıyor. Sonuç olarak, Birleşmiş Milletler artık eskisi gibi tek merkezli kararlar almakla sınırlı kalmayabilir; reformlar ve çok taraflı yaklaşımın güçlendirilmesi, yeni normal olarak önümüzde duruyor.
