Latin Amerika’da başlatılan fiili müdahale süreci, ABD’nin küresel arenada yaşadığı belirsiz ve hızlı değişimlerle paralel bir tablo sunuyor. Venezuela’daki operasyonlar, başkanlık kararlarının meşruiyet ve rıza inşası süreçlerinden neredeyse koparılmasına işaret ediyor; bu da bölgedeki dinamikleri derinden sarsıyor. Karakas’taki direniş, Washington’ın mesajını diplomatik zafer şeklinde sürdürmesini engelliyor. Çin ise süreci temkinli bir tutumla izliyor ve olası sonuçlar üzerinde hesap yapıyor.
Gazeteci Gökhun Göçmen ile yapılan görüşmelerde Venezuela’daki müdahale ve ABD’nin Kıtalararası güç dengeleriyle kurduğu ilişkiler değerlendiriliyor. Göçmen’e göre ABD’nin Venezuela’daki adımları bir zafer olarak nitelendirilemez; güç kaybının izleri açıkça hissediliyor. Bir yandan ordunun operasyonel kapasitesi tartışılırken, diğer yandan uluslararası meşruiyetin nasıl kurulduğu konusunda sorular öne çıkıyor. ABD’nin hava savunma sistemlerini hedef alan eylemlerine rağmen, bölgedeki kırılma noktaları ve güvenlik politikalarının nasıl şekilleneceği belirsizliğini koruyor.
ABD’nin kendi doktrinlerini yeniden isimlendirmesi ve Donroe Doktrini olarak anılan yaklaşım, Monroe ve Roosevelt’in mirasını hatırlatsa da güç kaybının göstergesi olarak değerlendiriliyor. Göçmen’e göre Venezuela’da iktidar değişimine yol açan süreçler, Bolivarcılarla işbirliği yapmak zorunda kalacak bir ihtimali gündeme getiriyor; zira enerji ve ticaret politikaları, uluslararası arenadaki konumları üzerinden yeniden şekillendiriliyor. ABD’nin “petrolü kendi çıkarına kullanma” söylemiyle beliren söylemler arasındaki tutarsızlıklar da toplum nezdinde güven kaybına yol açıyor.
Grönland baskısı ve denizcilik egemenliği, Atlantik’in kuzeyinde yeni güvenlik mimarileri arayışını tetikliyor. Göçmen’e göre, Danimarka’nın NATO üyesi olması ve Grönland’daki hamleler, Çin ve Rusya’ya karşı baskıyı sürdürmenin bir yolu olarak görülüyor. Bu süreçte NATO’nun doğrudan hareket alanı küçülüyor ve Türkiye üzerindeki itibar tartışmaları yeniden gündeme geliyor. Grönland üzerinden deniz ticaret rotalarını kontrol etme amacıyla yapılan hareketler, ABD’nin küresel hakimiyet iddiasını yeniden değerlendirmesine yol açıyor.
Çin’in Venezuela politikaları ise beklenmedik bir denge arayışını işaret ediyor. Çin, Venezuela’da müdahil olmamayı tercih ederken, bölgeye yönelik yatırımlarını sürdürüyor ve enerji arzında yeni denge arayışları içinde. Yuan üzerinden yapılan ticaretin derinleşmesi umudu, ancak Maduro’nun siyasi konumuyla ilgili belirsizlikleri de beraberinde getiriyor. Çin’in, Tayvan konusunda izleyeceği tutum ve bölgesel güvenlik konularındaki farkındalığı, küresel güç dengelerini etkileyen önemli bir parametre olarak duruyor.
