Sputnik’e konuşan Lübnanlı uluslararası ilişkiler uzmanı Bişara Saliba, günümüzde Avrupa kıtasının içsel çekişmelerinin ve dış tehditlere karşı verdiği mücadelelerin merkezinde olduğunu dile getirdi. Saliba’ya göre Grönland’daki gelişmeler, kıtanın çıkarlarının ciddi biçimde tehdit altında olduğuna işaret ediyor ve Avrupa’nın mevcut Batı düzeninde en güçlü aktörlerin kendi çıkarlarına göre hareket ettiği bir duruma mahkum olduğunu gösteriyor.
Uzman, ABD’nin Grönland’a yönelik geçen dönemdeki girişimlerinin ilhak veya genişleme olarak nitelendirilmesini, “Amerikan çıkarları doğrultusunda yürütülen bir genişleme politikası” olarak tanımladı. Grönland’ın jeostratejik konumu, bölgenin petrol, doğal gaz ve nadir mineraller gibi zengin kaynaklar barındırması nedeniyle küresel güçler için değerli bir hedef olarak öne çıkıyor. Saliba’ya göre, ABD bu bölgede tam bir hegemonya kurulması amacıyla Rusya, Çin ve bölgeye yatırım yapan diğer aktörlerle paylaşım olanaklarını avantajlı kılmayı hedefliyor. Bu yaklaşım, bu bölgenin güvenliğini koruma karşılığında kaynaklardan yararlanma ilkesine dayandırılıyor ve uluslararası arenada bu dengenin nasıl kurulacağını belirliyor.
Mevcut tartışmaların asıl ekseni, mülkiyet devri ve egemenlik paylaşımı etrafında dönüyor. Avrupa’nın uluslararası hukuk temelli tepkisi ise ya Trump’ın hamlelerini durdurmaya ya da en azından egemenliği sembolik olarak muhafaza edip ekonomik bir paylaşım zeminini oluşturmaya yönelmiş görünüyor; ki bu da Amerikan vizyonuyla tamamen örtüşmüyor. Saliba ayrıca Grönland krizinin Avrupa Birliği ile NATO’nun zayıflığının bir göstergesi olduğunu vurguluyor. Avrupa’nın bağımsız bir küresel aktör olma hedefine ulaşma konusunda karşılaştığı güçlüklerin net bir ifadesi olarak görülen bu durum, Washington’un önceliklerinin daha net hâle geldiğini ortaya koyuyor.
Saliba, Rusya’nın tutumuna da değinerek Moskova’nın gelişmeleri uzaktan izlemekle yetindiğini ve doğrudan bir ulusal güvenlik tehdidi görmediği için müdahaleden kaçındığını belirtti. Bu yaklaşım, bölgesel dengelerin yeniden biçimlendirilmesi sürecinde dikkatle izlenen bir parametre olarak öne çıkıyor.
