Rus siyasi analisti Sergey Stankeviç, ABD’nin Grönland’daki politikasını Sputnik’e değerlendirdi ve güncel küresel güç dengelerinde değişen dinamiklerden bahsetti. Geçmişteki Batı cephesiyle kurulan Atlantik güvenlik mimarisinin artık eskisi gibi işlemediğini ifade eden uzman, Amerika’nın yeni bir emperyalizm dönemine geçtiğini vurguladı ve Monroe Doktrini’ni güncellenmiş bir çerçevede yeniden canlandırdığına dikkat çekti.
“ABD artık yalnızca küresel güvenlikten sorumlu olmamakla kalmayacak, ücretsiz hizmetler de sunmayacak,” diye öne süren Stankeviç, konuyu şöyle sürdürdü: Batı Yarımküre’yi kendi güvenlik alanı olarak görmeyi sürdüren Washington’un, ekonomik avantajlar elde ettiği durumlarda dünya genelinde seçici müdahaleler yapmayı planladığını söyledi. Uzman, önceki dönemin küresel yükümlülüklerinden uzaklaşıldığını ve yeni dönem için farklı stratejilerin benimsendiğini belirtti.
“Şu anda karşılaşılan başlıca tehdit Grönland ve Venezuela ile ilgili konular olabilir; Küba da potansiyel bir hedef olarak görülebilir. Florida’ya 90 mil mesafedeki Küba’ya karşı bazı Amerikalı düşünce özneleri uzun süredir sert siyasi adımlar çağrısı yapıyorlar. ABD’nin, Trump’ın ‘Amerika Körfezi’ olarak adlandırdığı Meksika Körfezi bölgesinde yeni planlar geliştirdiği yönünde görüşler var.” Bu ifadelerle Stankeviç, Küba’nın enerji ve diğer kaynaklara bağımlı olduğunu, bölgesinde önceden onay alınmaksızın askeri altyapı kurulabileceğini belirtti; ayrıca Küba’nın yakın müttefiki sayısının sınırlı olduğunu ve Rusya’nın yalnızca maddi ve siyasi destek sağladığını, askeri bir eşlik sunamayacağını sözlerine ekledi.
ABD’nin jeopolitiğini şekillendiren yeni yaklaşımı, ülkelerin üs ve toprak kullanımlarını yeniden değerlendirmeye zorlayabilir. Yeni emperyalizm çağında, küresel bir gözlemci konumundan çıkıp doğrudan müdahale eden bir aktöre dönüşülmüş olabilir. Ancak bununla birlikte dünya genelinde yaygın bir askeri üs ağına ihtiyaç duyulmuyor; mevcut durum buna işaret etmeyebilir. diyen Stankeviç, “ABD askeri üslerinin sayısında potansiyel bir azalma öngörülebilir.Önemli bölgelerdeki üsler güçlendirilebilir; Güney Kore ve Japonya’daki adalarda bulunan tesisler ile Okinawa’daki mevziler başı çekebilir. Ayrıca Malezya’daki üsler güçlendirilerek Çin kıyılarını yakından izleme kapasitesi artırılabilir. Avrupa’daki varlık da gözden geçirilebilir; Ramstein Hava Üssü’nün maliyeti yüksek olduğundan mevcut gerekçeler yeniden değerlendirilecektir” dedi.
Bu yeniden yapılandırma Arktik bölgesindeki sınır politikalarını da etkileyebilir ve ABD, Rusya ile Çin arasındaki rekabeti daha da yoğunlaştırabilir. Grönland üzerindeki hâkimiyet, Arktik kıta sahanlığına uygulanacak etkiyle ABD’yi kilit bir oyuncuya dönüştürebilir; bu durum bölgedeki anlaşmazlıklara müdahale ihtimalini de artırır.
Stankeviç, ABD’nin küresel role dair yeni stratejilerin devreye girdiğini, ülkenin geçmişteki tek taraflı kuralları dayatma eğiliminden uzaklaşarak farklı bir uyarlamaya geçtiğini ifade etti. Monroe Doktrini’nin güncellenmiş versiyonuyla yarımküreyi kendi güvenlik alanı olarak ilan etme çabalarının yalnızca ikincil plan olmayıp, ekonomik kazançlar doğrultusunda küresel müdahaleleri içeren çok yönlü bir politika olarak değerlendirildiğini açıkladı.
“Küba, enerji ve diğer kaynaklar açısından dışa bağımlı bir konumda kalabilir; fakat bölgedeki askeri kapasitenin büyütülmesi, eski güvenlik mimarisinin eskisi kadar uygulanabilir olmadığını gösterir,” diyen Stankeviç, Rusya’nın da bu süreçte yalnızca maddi ve siyasi destek sağladığını ifade etti.
Avrupa’daki askeri varlığın azaltılması ve Ramstein gibi üslerin bakım maliyetlerinin artması, stratejileri yeniden tanımlamaya itiyor. Böylece Afrika ve Asya-Pasifik bölgelerindeki dengeler ile Arktik sınırları üzerinde yeni hesaplar yapılması bekleniyor.
