Trump’ın İran savaşı sonrası NATO’ya yönelik eleştirileri ve Körfez bölgesindeki güvenlik mimarisinin sarsılması, bölgedeki güç dengelerinin yeniden şekillenebileceğini işaret ediyor. İsrail’in toprak genişletme adımları ve nükleer tesislere yönelik hedeflere karşı artan gerilim, Hürmüz Boğazı’nın enerji akışını tehdit eden bir kriz çıkarabilir ve bu durum petro-dolar sisteminde de köklü değişiklikler ihtimalini gündeme getirir. Birleşik Arap Emirlikleri’nin sert yaptırımlar arayışları karşısında Türkiye’nin jeopolitik risklerle dolu süreçte, ABD’nin güvenlik çerçevesindən bağımsız hareket etmeye çalıştığı bir dönemde, NATO’nun rolü ve ulusal çıkarlar arasındaki denge kırılgan bir şekilde korunmaya çalışılıyor.
Akademisyen Merve Suna Özel Özcan ile yapılan görüşmede NATO’nun mevcut tabloya dair kırılganlığı ve Transatlantik ilişkilerdeki çatlaklar ele alındı. Özcan’a göre NATO, pazarlık aracı haline gelmiş durumda; Brettonya üzerinden kurulmuş olan eski caydırıcılık rolü, şimdi daha çok güç dengelerini koruma çabasına dönüştü. İran üzerine vurgu yapan söylemler ile savaşın yeniden ifade edilmesi nosyonu arasında bir dengesizlik gözlemleniyor. Bugün Orta Doğu’da ABD-İsrail-İran arasındaki çatışmaların yankıları, İsrail’in bölgesel hedefleri ve Körfez ülkelerinin enerji güvenliği açısından görünümünü ciddi biçimde etkiliyor.
Savaşın etkileri enerji kaynaklarına bağımlı olan Batı ve Körfez aktörleri için daha belirginleşiyor. Enerji tesislerinin zarar görmesiyle yaşanan petrol krizi, enerji arz güvenliği konusunda belirsizlikleri artırıyor ve petro-dolar sisteminin dönüştüğü görünüyor. Özcan, Körfez ülkelerinin konumunun bu süreçte dikkat çekici olduğunu belirtirken, Birleşik Arap Emirlikleri’nin BM Güvenlik Konseyi çerçevesinde atadığı adımların ne kadar karşılık bulabileceğini de sorguluyor. Ayrıca Suudi Arabistan’ın Türkiye, Pakistan ve Mısır ile kurmaya çalıştığı arabuluculuk ve savunma ittifakları, bölgenin artık ABD dışı alternatiflere yöneldiğini gösteriyor.
“Çin ve Rusya etkisi nadir toprak elementlerinde de görülebilir” değerlendirmesiyle Özcan, savaşın Körfez’in Amerika’daki varlığına olan güvenini sorguladığını belirtiyor. Enerjiye odaklanan bu tartışmada, güvenlik mimarisinin de değiştiğini söyleyen Özcan, Körfez’in arz konusunda alternatifler arayışında Rusya ve Çin’in ön plana çıkacağını, hatta petrol-yuandan petrol-ruble ya da nadir toprak elementleri üzerinden yeni dengelerin oluşabileceğini öne sürüyor. Böyle bir tablo, Avrupa ve Batılı müttefikler için enerji güvenliğini daha da kırılgan hale getirirken, Amerika’nın NATO’dan çıkması halinde Avrupa’da güvenlik endişelerinin artabileceğini belirtiyor.
“Körfez’in yol haritası ve güvenlik işbirliği” Özcan’a göre Körfez hattı, ABD ile olan iş birliğini sürdürürse kendi çöküşünü hızlandırabilir. Alternatif eksenler arasında Rusya ve Çin’in daha görünür hale geldiğini ifade eden Özcan, Hürmüz Boğazı’ndaki akışın kapanması durumunda Avrupa ve Batılı aktörlerin nasıl hareket edeceğine dair belirsizlikleri işaret ediyor. Ayrıca nadir toprak elementleri ve enerji kaynakları üzerinden enerji piyasalarının yeniden şekillenmesi, Körfez aktörlerinin savunma sanayi işbirliklerini çeşitlendirme ihtiyacını gündeme getiriyor. Bu süreçte Türkiye özelinde, askeri üslerin konumu ve ulusal güvenlik ile diplomasi arasındaki hassas denge hayati önem taşıyor.
