Piketon’daki dev tesis, uzun yıllar boyunca askeri amaçlarla uranyum zenginleştirme kapasitesiyle bölgeye istihdam sağlamıştı. Zamanla çalışanlar ve onların aileleri, sağlık üzerindeki bedelleriyle yüzleşmek zorunda kaldı. Eski işçilerden Vina Colley, 1980’lerde çalıştığı süreçte radyasyona ve çeşitli kimyasal maddelere maruz kaldığını anlatarak, bugün kalp yetmezliği ve sinir sistemine yönelik sorunlar yaşadığını ifade etti. Colley, o dönemdeki çalışma koşullarını “Radyasyon her yerdeydi, hiçbir korumamız yoktu” sözleriyle özetledi. Colley’nin eşi, melanoma hastalığından muzdarip oldu; iki kardeşi ise farklı kanser türlerinden hayatını kaybetti. Kayınbiraderinin de lenf kanseri nedeniyle ölümü, ailenin yaşamını derinden etkiledi. Eşi, bu süreçte çamaşırlarını yıkarken bile aynı kaderi paylaştı. Yardımlar askıya alındı Yıllar boyunca federal yönetim, nükleer tesislerde çalışanlara tazminat ödemeye çalışsa da Trump yönetiminin kararları bu yardımları süresiz olarak durdurdu. Colley, “Aileler kanserden ölüyor ve temsilcilerimiz hiçbir şey yapmıyor. Bir kongre oturumu yapılmalı” diyerek sesini yükseltti. Tesis, açıldığı dönemde binlerce kişinin geçim kaynağıydı ve bölgenin en önemli gelir kaynaklarından biriydi; bugün hâlâ yüzlerce kişi çevre temizleme ve dekontaminasyon çalışmalarında çalışıyor. Bazı aileler bu katkıyı sürdürürken, diğerleri sağlık felaketlerinin göründüğü kadar basit olmadığını ifade ediyor. Kapanışın ardında bitmeyen etki Yıllarca kapalı kalmasına rağmen Piketon’daki nükleer tesisin etkileri bugün bile hissediliyor. Bölge halkı kanser, kalp hastalıkları ve başka ölümcül rahatsızlıklarla mücadele ederken, bazıları bunun tesadüf olmadığını savunuyor.
