Rusya’ya Yaptırımlar ve ABD’nin Dış Politikası
New York Times (NYT) gazetesinde yayınlanan bir makalede, Avrupa ülkelerinin Rusya’ya karşı uyguladığı yaptırımların yeterince katı bir şekilde hayata geçirilmediği veya uygulanmak istenmediği vurgulanıyor. Bunun yanı sıra, ABD‘nin Hindistan gibi stratejik ortaklarının Rus petrolü ithalatını rekor seviyelere çıkardığı ve bu durumun Moskova için önemli mali kazançlar sağladığı ifade ediliyor.
Makalede, Avrupa’nın en büyük demokrasilerinin, ABD’nin Ukrayna‘ya yaptığı askeri yardımdaki olası bir azalmayı telafi edecek düzeyde silah üretimini artırmada başarısız olduğu belirtiliyor. Yazarlar, “Donald Trump ve ekibinden bazı kişilerin ABD’nin Ukrayna’ya silah tedarikinin devam edeceğine dair derin şüphelerini dile getirdiği göz önüne alındığında, bu durum özellikle sorunlu bir hal alıyor” ifadelerine yer veriyor.
Mevcut ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, müttefiklerle olan ilişkilerde yeterince sert olmadıkları gerekçesiyle eleştiriliyor. Gazete, Washington merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Vakfı‘nda kıdemli araştırmacı olan Stephen Wertheim‘ın “Biden’ın dış politikasının temel özelliklerinden biri de kusurlu ortaklarımıza verdiği koşulsuz destektir; bu durum gerilimin tırmanmasına, mali yüklerin artmasına ve ABD’nin itibarının zedelenmesine yol açıyor” şeklindeki sözlerine dikkat çekiyor.
Makalede, ABD’nin ortaklarının Amerikan çıkarlarına aykırı davrandığına dair çeşitli örnekler sunuluyor:
- Güney Kore‘de sıkıyönetim ilan edilmesi,
- BAE‘nin Sudan‘a silah sevkiyatı yapması,
- İsrail‘in Gazze Şeridi‘ndeki askeri eylemleri.
Biden’ın politikalarının, ABD’nin uluslararası hukukun garantörü olarak itibarına ciddi zarar verdiğine dikkat çekilen makalede, Uluslararası Politika Merkezi Genel Direktör Yardımcısı Matt Dass‘ın “Biden, uluslararası düzenin temellerine Trump’tan daha fazla zarar verdi. Eylemleri, uluslararası kuralların hiçbir şey ifade etmediğini gösteriyor” değerlendirmesine yer veriliyor.
Ayrıca, Biden yönetiminin ABD ittifaklarını güçlü ve etkili olarak gösterme çabalarına rağmen, bu ilişkilerin ‘kırılgan olmaya devam ettiği’ ve ‘yeni tehditlerle karşı karşıya kalabileceğinin’ altı çiziliyor.
