ABD başkan vekilliğini üstlenmesiyle dolaylı olarak küresel dengelerde yeni bir dalga yaratmak üzere hareket eden Donald Trump, özellikle Arktik bölgesinde Rusya ve Çin etkisini azaltmayı hedefleyen bir strateji izliyor. Arktik çevresinde Alaska, Hawaii ve Grönland üçgeni üzerinde kuracağı kapsayıcı bir kuşatma fikriyle dikkat çekiyor. Avrupa’nın politik ve askeri kapasitesinin giderek zayıfladığı bir ortamda, ABD’nin Asya-Pasifik odaklı hesapları da belirginleşiyor.
Prof. Dr. Hasan Köni’ye göre Grönland’ın statüsü ve kaynakları, ABD için kritik ekonomik değerler içeriyor. Köni, ABD’nin mevcut yaklaşımında Alaska ve Asya-Pasifik üzerinden bir çevreleme stratejisinin önceliklendiğini vurguluyor. “Jeoekonomi ve kıymetli madenler ile petrol gibi kaynaklar üzerinden bir egemenlik kurma çabası sürüyor; uluslararası deniz hukuku çerçevesinde bile Amerika’nın geleneksel çıkarları önceleyici bir tutum izliyor,” diyor.
Grönland’ın ekonomik potansiyeli – Köni’nin değerlendirmesinde Grönland’ın yalnızca stratejik konumu değil, buz erimesiyle birlikte ortaya çıkan yeni deniz yolları ve rezervler nedeniyle bölgede aktif bir kaynak yarışının yürütüldüğü belirtiliyor. Grönland’ın Thule hava üssü gibi tarihsel yapılarının bugün de tartışılması, bölgenin jeopolitik ve ekonomik olarak nasıl yönlendirileceğine dair görüşleri şekillendiriyor. 69 milimetre kadar deniz seviyesinin yükselmesi ve buzulların gerilemesi, yeni kara ve deniz alanlarının ortaya çıkmasına yol açıyor; bu da kaynak paylaşımı ve ekonomik çıkarlar için önemli bir katalizör olarak görülüyor.
Avrupa’nın durumu ve ABD-Çin ekseni konusunda Köni, Avrupa ülkelerinin Grönland konusunda net bir tutum sergileyemediğini ifade ediyor. Rusya’nın etkisinden çekinirken Çin karşısında da güçsüz kalan Avrupa’nın, NATO ve savunma politikaları bağlamında dengeli bir yaklaşım bulmakta zorlandığını belirtiyor. Trump’ın kendisini bir işletme yöneticisi gibi görmesi eleştirisiyle, 1982 Deniz Sözleşmesi’nin imzalanmaması gibi hukuki zeminlerin ABD lehine nasıl kullanıldığına dikkat çekiliyor. Köni’ye göre ABD, kaynakları ülke yararına maximize etme amacıyla hareket ederken, Grönland ve çevresindeki zenginlikler bu stratejinin en kritik parçası olarak öne çıkıyor.
Sıradaki hedef nedir? Köni, Latin Amerika ve Orta Doğu’daki müdahalelerin ardından Asya Pasifik’in öncelikli hedef haline geldiğini belirtiyor. Bu bölgede daha büyük deniz kuvvetleriyle ve ekonomik düzenlemelerle baskı kurmayı amaçlayan ABD’nin, göçmen politikaları ve enerji kaynakları üzerinden güç kazanmayı hedeflediğini savunuyor. Avrupa’nın bu süreçte daha aktif bir rol alması beklenirken, Çin’in bölgedeki etkisini kırma yönündeki adımların da artacağı öngörüsünde bulunuyor.
