Ortadoğu’da ABD’nin donanma varlığı artırması, bölgedeki tansiyonu yükselten bir adım olarak değerlendiriliyor. ABD’nin olası bir saldırı senaryosunun üç temel koşula bağlı olduğuna dair görüşler öne sürülüyor: İsrail’in doğrudan tehdit olarak görünmesi durumunda Washington’un sınırlı müdahaleye yönelmesi, İran’ın ABD hedeflerini doğrudan vurma girişimleri ve iç siyasi hesapların dengesi. Bu çerçevede, ABD’nin planı tamamen savaşa girilmekten ziyade baskı kurmak ve caydırıcılığı artırmak olarak ifade ediliyor.
Gazeteci Yakup Aslan, ABD’nin donanma yığınağının amacını “çoğunlukla caydırıcılık ve baskı” olarak değerlendiriyor. Ona göre hedef; savaşmasalar da, savaş ihtimalini canlı tutarak İran ve bölge üzerinde baskı kurmak. Böyle bir senaryoda, donanma hareketlerinin asıl işlevi ateş etmekten çok, «ateş edebileceğini göstermek» şeklinde özetleniyor.
İran tarafında ise barışçıl nükleer program hakkı ile ilgili güvenceyi korumaya yönelik bir tavır sürüyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ülkesinin nükleer silah edinmemeyi güvence altına alan bir anlaşmaya hazır olduğunu yineledi. Ancak ülke, ulusal egemenlik ve güvenlik konularını da ön planda tutuyor.
Türkiye’nin bu süreçteki rolü, ABD ile İran arasındaki diyalog hattını kolaylaştırıcı konumunda görülüyor. Hakan Fidan, önce ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ile görüşmüş, ardından İran Dışişleri Bakanı ile temaslarda bulunmuş durumda. Ankara, bu süreci savaşı önlemek ve tansiyonu düşürmek amacıyla sürdürmeyi amaçlıyor.
Anlaşma ihtimali ve olası sonuçlar konusunda gazeteci Aslan’ın değerlendirmeleri, ABD’nin İran’a karşı istediği şartlarda bir anlaşmayı muhtemelen onaylamayacağını öne sürüyor. Özellikle nükleer teknolojinin bağımsız ve bölgesel etkisi güçlü bir aktör olarak kalması istemi, sert denetimler ve kademeli yaptırım kaldırma talepleriyle masaya yatırılıyor.
İran için ise, “barışçıl nükleer hak” ile bu hakların güvenceye alınması arasındaki çizgi kritik. Anlaşma olmaması halinde, ABD’nin hedeflenen ve sınırlı bir müdahaleye yönelebileceği; ancak geniş çaplı bir savaşın masada olup olmadığı konusundaki belirsizlik sürüyor. Böyle bir durumda, Türkiye’nin arabuluculuk rolü geçici ve kolaylaştırıcı nitelikte kalırken, İsrail’in bu gerilimi kullanarak kendine stratejik kazançlar elde etme çabası da dikkat çekiyor.
