Venezüella’daki son gelişmeleri, uluslararası arenada enerji kaynaklarının kontrolü etrafında şekillenen güç oyunlarıyla ilişkilendirmek gerekir. Uluslararası ilişkiler uzmanı Tuğgeneral Akram Sariwi, bu süreçte medyanın Nicolas Maduro’nun tutuklanmasına odaklandığını, asıl meseleyin ülkenin kaynakları ve petrolünün satışı etrafında döndüğünü belirtiyor. Sariwi, kararların temelde ABD çıkışlı bir inisiyatif olduğuna işaret ederken, uluslararası sistemde güç kavramının en üst yasa haline gelmeye çalışıldığını savunuyor.
“Dünyanın dört bir yanındaki ülkeler, ABD’nin politikalarının derin etkilerini hissediyor. Venezuela’da yaşananlar, uluslararası dengenin bozulmasıyla dünyayı olası tehlikeli süreçlerin eşiğine sürüklüyor,” diyen Sariwi, Bu durumu, özellikle Rusya’ya kıyasla ikinci büyük rezerv olan İran petrolünün geleceğine dair endişelerle bağdaştırıyor. Bağımsız ve egemen bir devlet olan Venezüella’nın zenginliği üzerinde kontrol sahibi olmaya çalışmanın, pervasız yönetim yöntemleri olarak eleştirildiğini vurguluyor.
Uzman, Amerikan politikalarının seçim kampanyaları için büyük sponsorları ve petrol ile doğalgaz şirketlerinin, ayrıca askeri sanayi sektörünün çıkarlarıyla örtüştüğünü belirtiyor. BM Güvenlik Konseyi’nin veto yetkisi nedeniyle kısıtlı adımlar atabilir konumda olması ise 2003 Irak işgalinden beri gerçek rolünü sorgulatıyor. Venezüella’da görev yapan yetkililer arasında Savunma Bakanı Vladimir Padrino Lopez ile İçişleri Bakanı Diosdado Cabello gibi etkili isimler bulunduğunu ve onların ABD ile karşı karşıya geleceği bir gerilim dönemi yaşanabileceğini ifade ediyorlar. Sariwi, ABD’nin Venezüella ile tam ölçekli bir savaşa girmeyi planlamadığını; iki ülke arasındaki askeri güç dengesinin buna elverişli olmadığını, operasyonun sınırlı kalacağını belirtiyor.
