Keşmir’de 22 Nisan’da Gerçekleşen Kanlı Saldırı ve Sonrası Gelişmeler
22 Nisan tarihinde Hindistan Keşmir bölgesinde gerçekleşen ve 26 turistin yaşamını yitirdiği kanlı saldırı, bölgedeki tansiyonu oldukça yükseltti. Saldırıyı gerçekleştiren teröristlerin Pakistan tarafından desteklendiği iddiaları gündeme gelirken, Pakistan ise bu suçlamaları reddetti. Hindistan ise bu gerilimi daha da tırmandırmak adına barajları kapatarak Pakistan’a yönelik su akışını kesme tehdidinde bulundu. Bu adım, iki ülke arasındaki gerilimin yeni bir aşamaya ulaşmasına neden oldu. Pakistan, Hindistan’ın bu hamlesini savaş ilanı olarak kabul etti ve karşılık olarak bölgede kriz derinleşti.
İki nükleer güç, on günden fazla süredir gece vakti top, roket ve makineli tüfek atışlarıyla sınır çatışmalarına girişti. Hindistan’ın 7 Mayıs’ta düzenlediği büyük çaplı saldırı ise çatışmaları daha da şiddetlendirdi. Hindistan, gerçekleştirdiği füze saldırılarıyla 100’den fazla teröristi etkisiz hale getirdiğini iddia ederken, Pakistan ise aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 31 sivilin hayatını kaybettiğini, 50’den fazla sivilin yaralandığını ve dört askerin yaralandığını açıkladı.
Hava muharebelerinde ise Pakistan, Çin yapımı J10-C savaş uçaklarıyla Hindistan’a ait Fransız yapımı Rafael savaş uçaklarını başarıyla düşürdü. Düşürülen uçakların görsel kayıtları dünya kamuoyu ile paylaşıldı ve bu olay, bölgedeki hava savaşlarının ne denli şiddetli boyutlara ulaştığını gösterdi. Ayrıca, iki ülke arasında hava limanları, barajlar, askeri üsler ve hava savunma sistemlerini hedef alan dron saldırıları ve kamikaze drone atışları da başladı. Bu gelişmelerle birlikte Birleşmiş Milletler, taraflara derhal itidal çağrısında bulundu ve barışın sağlanması için diyalog çağrısı yaptı.
Uzman Görüşleri ve Bölgesel Analizler
Gazeteci ve yazar Kayahan Uygur ile yapılan kapsamlı bir röportajda, iki ülke arasındaki gerilimin kökenleri, bölgesel ve küresel güçlerin rolü ve ekonomik güç karşılaştırmaları detaylı bir şekilde ele alındı.
‘Pakistan, Modern ve Çağdaş Bir Devlet Değil’
Uygur, Pakistan’ın ABD etkisiyle terör örgütleriyle ilişkisini ve bölgedeki politikalarını eleştirerek, ülkenin genellikle çağdaş bir devlet yapısından uzak olduğunu belirtti. Ayrıca, Pakistan’ın İsrail ve Ukrayna’ya silah ihraç ettiğine ve eski İran ile Hindistan arasında imzalanan ticaret anlaşmalarının bölgesel dengeleri nasıl etkilediğine değindi.
“Pakistan’ın, en son mart ayında IMF’den aldığı yaklaşık 1,5 milyar dolarlık krediyle ayakta durduğunu ve yardımların kesilmesi halinde ülkenin ciddi ekonomik krizle karşılaşacağını düşünüyorum. Keşmir bölgesindeki su kaynakları, Hindistan tarafından kullanılabilir durumda ve bu da bölgesel gerilimi artıran önemli bir unsur. Pakistan’da Imran Han olayında gördüğümüz gibi, devlet mekanizması yekpare değil; çeşitli klikler ve güç odakları arasında karmaşık bir mücadele söz konusu. Pakistan, uzun süredir terör ihraç eden ve bu sayede ayakta kalan bir devlet. Aynı zamanda, ABD ve İngiltere’nin yoğun etkisi altında. Türkiye ise, Pakistan’ı dost ve müttefik olarak görse de, Pakistan’ın İsrail’e silah satması ve Ukrayna’ya olan desteği endişe verici boyutlara ulaşmış durumda. Dini gruplar ve azınlıklar açısından bakıldığında, Hindistan’daki Müslümanlar daha iyi koşullarda yaşarken, Pakistan’daki Hristiyanlar ve Hindular ciddi baskı ve tehditlerle karşılaşıyorlar.”
‘Arabuluculuk ile Kriz Buzdolabına Kaldırılabilir’
Uygur, iki tarafın da taleplerinin olduğunu ve arabuluculuk sayesinde krizlerin çözüme kavuşturulabileceğini ifade etti. “Pakistan, Keşmir’de yaşayan Şii topluluğun ciddi sıkıntılarla karşılaştığını ve İran ile Hindistan arasında imzalanan yeni ticaret anlaşmasının bölgesel ilişkileri etkilediğini belirtti. Taraflar, su garantisi ve terör yuvalarının ortadan kaldırılması gibi temel taleplerle masaya oturursa, bu çatışma uzun vadeli çözüme ulaşabilir. ABD ve Rusya’nın bölgedeki nüfuzunun, tarafların taleplerini karşılaması halinde, sorunun ‘buzdolabına’ kaldırılma ihtimali yüksek. Ayrıca, Çin’in Pakistan’daki büyük yatırımlarına rağmen, Çin’in bu çatışmaya doğrudan müdahil olmayacağı görüşü hakim.”
‘Hindistan ve Pakistan Ekonomik Güç Farkı’
Uygur, günümüzde Hindistan ve Pakistan arasındaki ekonomik güç farkının büyüdüğüne dikkat çekti. “Keşmir krizinin ortaya çıkışında, iki ülke arasındaki ekonomik denge önemli bir faktör. O dönem Pakistan’ın GSMH’sı, nüfusuna rağmen Hindistan’dan büyüktü. Şimdi ise, Hindistan’ın ekonomik büyüklüğü, Pakistan’ın on katına ulaşmış durumda. Kişi başına düşen milli gelirde de büyük fark var. Hindistan, küresel ekonomide önemli bir aktör ve süper güç olma yolunda ilerliyor. Rusya ve ABD gibi büyük ülkeler, Hindistan’ın gelişimini yakından takip ediyor ve enerji ihtiyacını karşılamada da önemli ölçüde Rusya’ya bağımlı. ABD ile ilişkileri ise yeni bir stratejik yön çiziyor. Bu gelişmeler, bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendiriyor ve bölgesel çatışmaların çözümünü de karmaşık hale getiriyor.”
‘Trump ve Çin’e Karşı Politikalar’
Uygur, Trump’ın bölgedeki gerilimi Çin karşıtı propaganda aracı olarak kullanabileceğini öne sürdü. “Trump, kısa vadede bu gerilimi kullanarak Çin’in Asya’daki etkisini zayıflatmayı amaçlıyor olabilir. Bu olaylar, ABD’nin Güney Asya’daki stratejik konumunu güçlendirme ve Çin’i dışarıda tutma çabası olarak görülebilir. Hindistan ve Pakistan, Şanghay İşbirliği Örgütü üyesi olmalarına rağmen, ABD ve İngiltere gibi ülkelerin bölgedeki hamleleri, bölgeyi daha karmaşık hale getiriyor. Sonuç olarak, bu çatışmanın esas kazananı, bölgedeki güç dengelerini kendi lehine çevirmeyi amaçlayan büyük güçler olacaktır.”
‘Türkiye’nin Dış Politikası ve Bölgesel İlişkiler’
Uygur, Türkiye’nin son dönemdeki politika eğilimlerinin İngiltere ile paralellik gösterdiğine dikkat çekti. “Türkiye, büyük ölçüde Pakistan’ı destekler görünümünde olsa da, bu politikanın uzun vadede olumsuz sonuçlar doğurabileceğini düşünüyorum. Hindistan ile ilişkileri zedelemek, bölgesel dengeyi olumsuz etkileyebilir ve Türkiye’nin çıkarlarına zarar verebilir. Ayrıca, Çin ile ilişkilerin de dikkatli yönetilmesi gerekebilir. Türkiye’nin dış politikası, ABD ve Avrupa’nın bölgedeki hamleleriyle uyumlu hareket etmeye devam ediyor. Bu da, zaman zaman iç çatışmalara ve tutarsızlıklara yol açabiliyor. Türkiye’nin, bölgesel ve küresel gelişmeleri yakından takip ederek, kendi çıkarlarına uygun dengeli politikalar geliştirmesi büyük önem taşıyor. Bu noktada, hükümetin politika kararlarının net ve tutarlı olması, ülkenin uluslararası arenadaki konumunu güçlendirecektir.”
