Doğu Asya, son dönemde jeopolitik dönüşümlerin en sert örneklerini yaşıyor. Tayvan Boğazı’ndan Kore Yarımadası’na uzanan hatlarda gerilimler artıyor; Japonya’nın anayasal sınırları zorlayan askeri atılımları ve ABD’nin Pasifik politikalarındaki belirsizlikler, bölgeyi istikrarsız bir senaryoya itiyor. Çin, Japonya, Güney Kore ve ABD arasındaki güç dengeleri yalnızca bölgesel rekabetten ibaret değil; deniz ticareti ve savunma teknolojileri başta olmak üzere geniş bir yelpazede etkileşimleri tetikliyor. Bu durum, bölgede nükleer kapasite tartışmalarını da yeniden gündeme getiriyor ve Pasifik’in stratejik kırılma noktalarını belirliyor.
Japonya’nın nükleer silahlanma ihtimali ve Tayvan’daki iç siyasi gerilimler, ABD’nin bölgedeki “stratejik belirsizlik” yaklaşımıyla birleşerek gerilimi daha da yükseltiyor. Dr. Barış Adıbelli ile yapılan görüşmede, Tayvan krizinin Japonya–Çin hattında yeniden eskimiş defterleri açtığı ve bölgesel çatışmanın çıkabileceği öngörüleri üzerinde duruldu. “Bir savaş çıkarsa bunun nedeni Çin değil, Japonya olur.” sözleriyle öne çıkan analizler, Japonya’da Abe mirasının etkisini ve Takahichi gibi figürlerin milliyetçi tonlarının bölgesel tansiyonu nasıl tırmandırdığına işaret ediyor.
Japonya’nın köprü geçene kadar bekleyen stratejisi olarak tanımlanan yaklaşım, Anayasa’nın dokuzuncu maddesinin kısıtlamalarını aşma yönündeki çabalarla paralel ilerliyor. Japonya’nın hava ve deniz kuvvetlerinde kayda değer yükseliş sinyalleri vermesi, nükleer kapasite tartışmalarını da alevlendiriyor. Bununla birlikte, ABD’nin balistik füze ve nükleer paylaşım konularındaki tutumları belirsizliğini korurken, Japonya’nın kendi teknolojisiyle bu alanda önemli adımlar atabileceği görülüyor. Uzmanlar, Batı ile Tokyo arasındaki ilişkinin geçmişteki gerilimlerden beslenen dinamiklerle nasıl şekilleneceğini yakından izliyorlar.
Tayvan ve Pasifik’te kırılgan ittifaklar bağlamında, Pasifik uluslarının birleşebileceği potansiyel senaryolar da masada. ABD–Japonya ortaklığı gelecekte yön değiştirebilir ve bölge ülkeleriyle yeni ittifaklar gündeme gelebilir. Bu süreçte Hindistan ve Japonya’nın konumları da dikkat çekiyor; Hindistan’ın Hint Okyanusu’ndaki etkisini artırabileceği öngörüleri ile bölgenin enerji ve deniz yolları açısından kritik öneme sahip olduğu vurgulanıyor. “Tayvan Boğazı’nın kontrolü, bölgesel güç mücadelesinin merkezinde” ifadesiyle öne çıkan analizler, adanın enerji ve ticaret trafiğini kimsenin hafife almaması gerektiğini hatırlatıyor.
Tayvan’daki mevcut iktidarın politikaları ve bölgedeki tepkiler açısından, adadaki azınlık iktidarının iç politik hesapları krizleri tetikleyebiliyor. Batı’nın diplomatik hamleleriyle fiili bir bağımsızlık yönünde adımlar atılmaya çalışılırken Çin, bu tür tuzaklara düşmeme yaklaşımını benimsemiş durumda. Uzmanlar, adadaki siyasi gerilimin dış müdahaleye açık bir zemin oluşturduğunu ancak Çin’in şu anda bu senaryoya karşı temkinli durduğunu belirtiyor. “Japonya’da aşırı sağ yükselişi, bölgesel güvenlik dinamiklerini değiştirebilir.”
Sonuç olarak, Pasifik’te dengeler, bir süredir kırılgan bir denge üzerinde ilerliyor. ABD–Japonya ekseni zaman zaman gerilse de, geri çekilmeler ve karşılıklı kaygılarla hareket ediyor. Ancak bölgesel baskılar ve artan milliyetçilik söylemlerinin etkisi, gelecekte bu ittifakların nasıl şekilleneceğini belirleyecek önemli bir belirleyici olabilir.
