ABD yönetimindeki politikaların Avrupa’da yarattığı endişeler, Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi’nde öne sürülen çok kutuplu dünya vizyonuyla daha da görünür hale geldi. Özellikle Rusya’nın kendi egemenlik alanlarını tanıyan söylemler ve enerji politikaları çerçevesinde Avrupa ülkeleri, bu süreçte bir parçalanma hissi yaşarken, Rusya’ya yönelik yaptırımlar ve varlıkların akıbeti tartışmaların merkezine oturuyor.
Belçika’da Rusya’ya ait paranın Ukrayna’ya borç olarak kullanılması konusundaki fikir ayrılıkları sürüyor; bu durum, Avrupa’da mali ve siyasi hesapların yeniden düzenlenmesi gerektiğini gösteriyor. Avrupa Birliği içinde söz sahibi konumundaki ülkelerin politik yelpazesi, bu belgenin yarattığı yankılarla birlikte farklı seslerin yükselmesine yol açıyor.
Almanya başbakanı Merz’in Pax Amerikana sözleri, belgenin Avrupa’daki etkisini yeniden gündeme getirirken, bazı uzmanlar bu ifadelerin Avrupa’nın otonom bir güç olup olmadığını tartışmaya ittiğini belirtiyor. Siyaset Bilimci Erdal Tekin’e göre, ABD bu belgeyle Avrupa’yı bağımsız bir aktör olarak değil, kontrollü ve yönetilebilir bir alan olarak görmek istiyor. Avrupa’nın kutup konumunu kaybetmesi ve Avrupa’nın güvenlik politikalarının uzun vadede yeniden şekillenmesi, Avrupa’da derin siyasi ve toplumsal dönüşümlere işaret ediyor.
Tekin’e göre Birleşik Amerika/Batı ile Rusya ve Çin arasındaki üçgen kırılmalar Avrupa’nın jeopolitik konumunu yeniden belirliyor. Avrupa’nın, uzun süredir süren transatlantik bağımlılığına rağmen kendi iç dinamikleriyle bir “üçüncü kutup” olma kapasitesini test ettiği belirtilebilir. Ancak bu süreç, kısa vadede gerçekleşebilecek bir dönüşüm olarak görülmüyor; mevcut yapı içerisinde Avrupa halkları, savaş politikalarına yönelik tepki göstermekten kaçınsa da Rusya’ya karşı güvenlik kaygılarını farklı bir çerçevede dile getiriyor.
Avrupa halklarının bakışı ise belgenin Rusya’ya karşı yaklaşımında tam olarak ortak bir görüş sergilemiyor. Bazı ülkelerin liderleri, Rusya’nın Avrupa’daki varlıklarını ve finansal hareketlerini sıkı denetim altına almanın gerekliliğini savunurken, halklar bu süreçte savaş istemediğini ve mevcut politikaların yanlış sonuçlar doğurduğunu düşünüyor. Bu parçalanmış tablo, Avrupa’nın güvenlik ve savunma alanında bağımsız bir inisiyatif geliştirme ihtiyacını gündeme getirirken, toplumlar ile otoriteler arasındaki uçurumun derinleştiğini gösteriyor.
