Avrupa, Ukrayna krizinin ardından Rusya’ya uygulanan yaptırımlar ve ucuz enerji kaynaklarını kaybetmenin etkileriyle ekonomik sıkıntılar içinde sarsılmaya devam ederken, Transatlantik’in öte yanından yeni bir sarsıntı daha aldı. Avrupa’nın siyasi elitleri, Trump doktrini olarak adlandırılan yeni Ulusal Güvenlik Stratejisiyle, kendilerini adeta terk edilmiş hissetmeye başladı. Bu belge, Avrupa’daki liderliğin temsiliyet sorununa ve göç politikalarının yarattığı karmaşaya dikkat çekerken, Rusya ile stratejik dengeyi yeniden kurmayı çağrıştırıyor; bu durum AB’nin bazı üyelerini son dönemde ciddi biçimde rahatsız ediyor.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Pax-Amerikana’nın sonunu ilan ettiğini belirtirken, Avrupa’ya karşı ABD’nin konumunu değiştirebileceği konusunu da gündeme taşıdı. Avrupa, Ukrayna savaşını uzatma konusunda kararlı arayışlar içerisindeyken mali baskılar, Rus varlıklarının peşine düşülmesini hızlandırdı. Brüksel’deki Avrupa Komisyonu, acil durum gerekçesiyle oybirliğini aşmak amacıyla veto mekanizmasını geçici olarak kaldırsa da, Belçika Başbakanı Bart De Wever’in “çalmak” olarak nitelediği bu hamleye Macaristan, Slovakya, Belçika, İtalya, Malta, Çekya ve Bulgaristan karşı çıktı.
İleriye dönük olarak Avrupa’daki siyasi elitler ve halk arasındaki uçurum giderek büyüyor. İngiltere’de yaşayan gazeteci Sedat Aral ile bu gelişmeleri konuşurken, Avrupa’nın en temel sorununu elitlerin değişen dünya düzenine uyum sağlayamaması olarak tanımlıyor. Kendilerini hâlâ emperyal güç olarak görüyorlar diye özetlediği mevcut durum, ekonomik zorluklar ve savunmaya harcanan masrafların artmasıyla birleşince, savaş söylemlerinin öne çıktığı bir tablo ortaya çıkıyor. Aral’a göre Avrupa, gelişen üretim güçlerine karşı kendi üretim kapasitesini küçülten bir konumda ve bu da uluslararası gücü yeniden tartışılır hale getiriyor.
Aral’a göre Avrupa’nın karşı karşıya bulunduğu en kritik sorunlardan biri, dünya güçlerinin dengelerinin değişmesini görmek istememesi. Hindistan, Brezilya ve Çin gibi ülkelerin yükselişi karşısında Avrupa, Orta Doğu ve Çin ile olan oyununu sürdürmeye çalışırken, kendi iç meseleleriyle uğraşmaktan geri çekiliyor. Göç krizi, işsizlik, barınma ve yaşam maliyetlerindeki yükselişler, halkı giderek daha fazla kaygıya sürüklüyor. Avrupa, kendi iç sorunlarıyla boğuşurken dış politikada bir karar verememe hali içinde kalıyor.
Sedat Aral’a göre, Rusya ile çatışma ihtimali karşısında da Avrupa ülkeleri birbirleriyle anlaşmazlığa sürüklenebilirler. Avrupa’nın dış politikadaki sürdürdüğü milliyetçilik akımı, iç politikadaki sorunları gösterirken, demokrasinin yerini oligarşinin aldığı eleştirilerini de beraberinde getiriyor. Avrupa’da demokrasinin ve toplumsal değerlerin zayıfladığı damgasını vuran bu süreç, barınma, işçi hakları ve yaşam maliyetleri gibi temel konuları gölgeliyor.
Trump’ın yeni güvenlik stratejisinin Avrupa’ya yönelik yönelimleri, Aral’a göre demokrasinin köhneleşmesiyle birleşiyor. Avrupa’nın bazı ülkelerinde, demokrasinin yerine oligarşinin hakim olduğu yönündeki eleştiriler artarken, finansal akışlar ve yatırım kararları da bu kaygan tabloda Çin ve diğer Asya merkezlerine kayıyor. Kimse parasını burada tutmaz; Çin’e yönelir sözleri, mevcut finansal güven eksikliğini ve güvenli liman arayışını özetliyor.
