Küresel sistem, Soğuk Savaş sonrası kurulan tek merkezli dengelerin hızla çözüldüğü, eski güç haritalarının yeniden şekillendiği bir döneme giriş yapıyor. Yıllarca dünya ekonomisi ve siyasetinin yönünü belirleyen uluslararası platformlar, artan jeopolitik krizler, bölgesel çatışmalar ve ekonomik kırılmalar karşısında etkisini kaybediyor. Batı merkezli düzenin hem siyasi hem de ekonomik alanda yaşadığı aşınma, çok kutuplu bir dünyanın fiilen ortaya çıkmasına zemin hazırlıyor. Bu süreçte tek kutupluluğun sonunu işaret eden başlıklar arasında, Batı’nın meşruiyet krizi, Avrupa’nın çıkmazları, Ortadoğu’daki güç mücadeleleri ve Filistin meselesinin geleceği dikkat çekici ipuçları sunuyor.
Radyo Sputnik programında İsmet Özçelik’le Ankara Farkı bölümünde Doç. Dr. Erdem İlker Mutlu konuk oldu. Mutlu, küresel kırılmaları değerlendirirken Davos’un etkisinin kaybından tek kutuplu düzenin sonuna, ABD-Avrupa arasındaki gerilmeden SDG’nin sahadaki durumuna kadar geniş bir çerçeveye vurgu yaptı ve şöyle dedi: “Yeni bir dünyanın inşasına tanıklık ediyoruz.”
ABD artık tek kutuplu dünyanın sona erdiğini kabul ediyor Mutlu’ya göre, Batı’daki bazı aktörler bu gerçeği hâlâ kabullenemiyor. Küresel ekonominin neredeyse yarısının BRICS ülkelerinde toplandığını belirtirken, Davos’un Batı merkezli bir senaryoya dönüştüğünü ifade ediyor: “Dünya ekonomisinin yüzde 45’i BRICS’te. Davos senaryoları yazılan Batı merkezli bir alan. Ancak dünyanın merkezi hâlâ Batı’da mı duruyor? Yanıt net: Hayır, tek kutupluluk devam etmiyor. ABD bu gerçeği kabullendi; yeni bir dünyanın inşasına doğru gidiyoruz.
SDG’nin durumu ABD’ye bağlı olan aktörlere ders olmalı Mutlu, ABD ile ilişkileri olan yapıların kaderinin tarih boyunca değiştiğini hatırlatıyor ve SDG örneğinin derin bir ders olduğuna işaret ediyor. YPG/SDG’nin emperyal güçler karşısında bölgede kalıcı bir yapı kuramayacağını görmesinin üzerinde durduğu noktalar arasında yer alıyor: “İktidar hesapları yapanların düşüşü kaçınılmazdır. Emperyal güçlerin hesaplarına alet olanlar sonunda hayal kırıklığına uğrarlar.”
Hollywood ve Pentagon arasındaki medya-denetim ilişkisi Mutlu, ABD’nin özgürlükleri gerçekten umursamadığını savunuyor ve İsrail’e verilen askeri desteğinin bu çelişkiyi açıkça gösterdiğini vurguluyor. Hollywood’daki senaryo denetim mekanizmalarının Pentagon’un ofisiyle ilişkilendirilmesi konusuna dikkat çekiyor: “Etki ajanlığı ve yapay kamuoyu yaratma çabaları var.” Böyle bir ortamda Batı anlatılarının objektif kabul edilemeyeceğini ifade ediyor.
Avrupa’nın konumu ve jeopolitik kırılmalar Mutlu’ya göre Washington sahadan çekilirken, Avrupa’daki aktörler SDG üzerinden gerilimi canlı tutmaya çalışıyor. Avrupa’nın kendi iç çatışmaları ve güvenlik kaygılarıyla baş başa kaldığı bir süreçte, ABD’nin desteğinin karşılığı olmayan bir beklenti içinde olduğu düşünülüyor. Avrupa’nın Rusya ile normalleşme yönündeki adımlarının da artması gerektiğini ifade eden Mutlu, Macron ve Meloni gibi liderlerin söylediklerine atıfla, Avrupa’nın kendi iç dinamikleriyle hareket etmesi gerektiğini belirtiyor.
TRÇ İttifakı ve Türkiye’nin jeopolitik rolü Mutlu, Türkiye’nin bu yeni küresel yapılanmada aldığı konumun hayati olduğunu vurguluyor. Haritada Venezuela ve Küba’ya bakıldığında Amerika kıyılarına en yakın bölgelerde Türkiye’nin önemli bir konuma sahip olduğuna işaret eden Mutlu, TRÇ İttifakı söylemlerinin arkasındaki stratejik düşüncenin Türkiye’yi güvenlik açısından kilit bir oyuncu konumuna taşıdığını savunuyor.
Filistin meselesinin öznesi: Filistinliler Mutlu, çözümün merkezinde Filistin halkının olduğunu; onların iradesi sorulmadan geliştirilen planların kalıcı çözümler üretemeyeceğini belirtiyor. Batı’nın bakış açısının uzun süredir değişmediğini, modernizasyon iddialarının toplulukları hor gördüğünü ifade ederek şöyle diyor: “Filistinliler kendi iradesiyle hareket etmek isterler; Tony Blair’ı istemezler mi gerçekten?”
