Doha’da Hamas Müzakere Heyeti’ni hedef alan suikast girişiminin ardından İsrail ordusu üst düzey Hamas üyelerine yönelik hava saldırılarını sürdürdü. Açıklamalarda, bu operasyonların hedeflerinin barış sürecini sarsan kişi ve gruplar olduğu belirtildi. İsrail basını, Tel Aviv yönetiminin bu adımları hakkında ABD’yi bilgilendirdiğini ve Trump’ın ateşkes çalışmalarını desteklediğini yazdı; Trump ise saldırılar için memnun olmadığını ifade etti.
İsrail’in planı, Hamas’ın ılımlı ve diplomatik kanadını da kapsayan beş ismi hedef almak üzeredir ve bu kişilerin müzakere heyetinde bulunan isimler olduğu aktarıldı. Buna karşılık, Hamas açıklamasında Doğruz yolu olarak gördükleri diyalog kanallarını savunarak, suikast girişimini uluslararası normların ağır ihlali olarak nitelendirdi. Katar’ın arabuluculuğundaki Gazze ateşkesine ilişkin görüşmelerin ve esir değişimini sürdürmek için çaba gösterildiği kaydedildi.
Katar’ın tepkisi sertleşti Katar, İsrail’in Doha’da Hamas’a ait müzakere heyetinin ikametgahını hedef almasını “korkakça” olarak nitelendirdi ve bu eylemi en sert dille kınadı. Doğal olarak bu adımın Katar’ın bölgesel itibarı üzerinde olumsuz etkileri olduğuna dikkat çekildi; Katar Emiri’nin verdiği yanıt ise kararlı ve yılmaz bir tutumu yansıtıyordu. Katar ile Mısır’ın arabuluculuğuyla ateşkes ve esir takası konusunda ilerleme sağlanmaya çalışıldığına vurgu yapıldı.
İsrail’in Orta Doğu sahnesindeki dengeler Türkiye’yi ve Lübnan’ı da kapsayan kaygılar gündeme geldi. Uzmanlar, İsrail’in bu tehditlerini ve operasyonları sadece Katar’daki müzakere heyetine yöneltmediğini, Türkiye’deki Hamas unsurlarını da hedef alabileceğini tartışıyorlar. Ancak Türkiye’de bu tür bir müdahalenin ihtimalinin düşük olduğuna dair görüşler de bulunuyor; Mossad’ın Türkiye’deki unsurlara yönelik istihbarat çalışmaları da bu konuyu gündemde tutuyor. BM Barış Gücü’nün (UNIFIL) bölgedeki varlığına ilişkin tartışmaların yeniden alevlendiği, İsrail’in bu gücü göndermek istemediği belirtiliyor.
Hizbullah ve Lübnan’da durum Lübnan’da Hizbullah’ın silahsızlandırılması tartışmaları sürüyor. Ekonomik baskılar ve ABD ile İsrail baskısı altında Şii bloğunun desteği kritik gözüküyor; bazı açıklamalarda Hizbullah’ın silahlarını bırakması halinde Lübnan’ın güneyinin işgaline son verebileceğine dair endişeler dile getiriliyor. Ancak mevcut planların somut bir yol haritasına dönüşmediği, yeni hükümetin de bu yönde net bir adım atmadığı belirtiliyor. Tom Barrack’ın bölgedeki ziyaretleri ise bu süreci etkilemeye yönelik diplomatik baskı olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda mevcut gösterilen çabaların, İsrail’in güvenlik kaygıları ve bölgedeki güç dengeleriyle yakından ilişkili olduğuna vurgu yapıyor.
Gelecek senaryoları Ortadoğu’da belirsizlik hâlâ yüksek. Uzmanlar, tarafların karşı karşıya geldiği anlarda tüm tarafların karşılıklı olarak geri adım atmaktan ziyade konuyu daha da karmaşıklaştırabileceğini ifade ediyor. Bölge ülkelerinin ekonomik zorlukları ve dış finansman ihtiyaçları, güvenlik adımlarını da etkileyebilecek boyutta. Bu süreçte Moskova ve Washington gibi dış aktörlerin diplomatik çabalarının da kritik rol oynamaya devam ettiği belirtiliyor.
