Gazeteci Ali Çağatay, Seyir Hali programında Kazakistan’ın İbrahim Anlaşması’na katılma niyetini yorumladı. Katılımcı, kararı kesinleşmiş olsa da henüz imza aşamasında olmadığını belirtti. Bu plan, ABD dış politikalarının uzun vadeli bir parçası olarak görülüyor. İsrail ile Müslüman ülkeler arasındaki ilişkileri normalleştirmeyi hedefleyen bu süreç, Hz. İbrahim’i simgeleyen bir çerçeveyle tüm semavi dinleri bir araya getirmeyi amaçlıyor.
Çağatay, İbrahim Anlaşmaları’nın tarihini hatırlatırken, ilk imzaların 15 Eylül 2020’de Washington’da atıldığını vurguladı. Bu adım, İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında atıldı ve 1994’te Ürdün ile yapılan barış anlaşmasından sonra bölgedeki en önemli diplomatik adımlardan biri olarak kayda geçti. Ardından Fas ve Sudan da bu sürece dahil oldu. Fas, Batı Sahra üzerindeki egemenliğinin tanınması karşılığında, Sudan ise ABD’nin terör listeden çıkarılması şartıyla bu sürece katıldı; Ancak Sudan iç karışıklıkları nedeniyle yükümlülüklerini yerine getiremedi.
Çağatay ayrıca bu anlaşmaların yalnızca bir diplomasi operasyonu olmadığını, bölgesel dengeleri yeniden şekillendiren kapsamlı bir strateji olduğunu belirtti. İsrail’in Ortadoğu’da hareket kabiliyetini artıran ve bölgedeki Müslüman ülkelerle ekonomik, askeri ve teknolojik iş birliklerini geliştiren bu çerçeve, ticaret, enerji, güvenlik, turizm, sağlık ve teknoloji gibi alanlarda ortak projeler doğuruyor. Temel hedef olarak İran’ın etkisini sınırlama amacı öne çıkıyor. ABD, İsrail çevresinde yeni bir eksen kurmayı planlarken Arap ülkelerinin yanı sıra Orta Asya ülkelerini de bu çemberin içine dahil etmek istiyor.
Filistin’in bu süreçten dışlanması konusundaki sesler de dikkat çekti. Çağatay’a göre, Filistin tarafı bu anlaşmalarda haklarının ihmal edildiğini savunuyor. ABD’nin bölge politikasında İsrail çıkarları merkeze alınıyor ve Filistin açısından bir çözüm süreci söz konusu değil. 2025 itibarıyla İbrahim Anlaşmaları genişliyor; Suudi Arabistan, Lübnan ve Suriye ile de temaslar sürüyor. Kazakistan’ın katılımı, bu denklemi Orta Asya’ya da taşıyarak Avrasya’yı kapsayan yeni bir güvenlik ve ticaret ağına dönüştürüyor. Bu gelişmeler, yeni ticaret yollarını ve bölgesel güç dengelerini doğrudan etkiliyor.
