Tarihsel olarak yükselen bir tartışmanın merkezinde yer alan yasa tasarısı, Batı Şeria’da bulunan Filistinli mahkumların ölüm cezalarına çarptırılması ihtimaliyle yeniden gündeme geldi. Parlamento tarafından onaylanan bu düzenleme, Filistinli kişiler için asılarak infaz edilmesini öngören bir krizin kapısını aralıyor.
Ulusal güvenlik politikalarının mimarlarından Itamar Ben-Gvir, tasarının kabul edildiği gün parlamentoda şampanya ile kutlama yaparak kararın sevinciyle hareket etti. Kutlama sonrası sözlerinde, uluslararası çağrıların baskısına karşı duruşunu vurguladı ve halkını boyun eğmeme mesajıyla güçlendirdi.
İsrail İnsan Hakları Örgütü, yasa tasarısına karşı yasal yollara başvuracağını açıkladı ve bu adımı kendi hukuk yollarında değerlendirdiklerini belirtti.
Filistin Yönetimi, tasarının ülkenin egemenliğine yönelik bir tehdit olarak nitelendirildiğini ve bu adımın yasa dışı baskılarla meşrulaştırılmaya çalışıldığını vurguladı. Resmi açıklamada, bu düzenlemenin işgal altındaki topraklarda süren baskı ve ayrımcılığın yeni bir yüzü olarak görüldüğü ifade edildi.
Hamas’tan gelen açıklama ise tasarıyı, “Filistinli mahkumların hayatını tehdit eden tehlikeli bir emsal” olarak tanımladı. Grubun mesajında, uluslararası toplumun bu konuda harekete geçmesi ve İsrail’in insan hakları sözleşmelerine riayet etmesi yönünde çağrılar yinelenirken, Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Kızılhaç gibi kurumlar da müdahale çağrısı yaptı.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi, ayrımcı niteliği bulunan bu yasa tasarısının derhal kaldırılması çağrısını yineledi. Uluslararası hukukun, idam cezasını herkes için yasaklayan normlara vurgu yapan ifadelere yer verilerek, bu tasarının uygulanmasının zalimane ve insanlık dışı olduğuna işaret edildi.
İrlanda Dışişleri Bakanı Helen McEntee tasarıyı kınayarak, özellikle Filistinli vatandaşlar açısından “fiili ayrımcı niteliği” olduğuna dikkat çekti ve yaşam hakkının evrensel bir insan hakkı olduğunu yineledi. İsrail hükümetine ise yasayı uygulamama çağrısı yapıldı. Aynı bağlamda İtalya, Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık’ın tasarıyı geri çekmesi gerektiği yönünde görüş bildirdi ve BM kararlarına atıfta bulunarak moratoryum taahhütlerinin zorunlu olduğunu belirtti. Bu açıklamalar, yaşam hakkının temel değer olduğuna vurgu yapan ve cezalandırma yerine diyalog yolunu savunan ortak bir duruşu yansıttı.
