Uluslararası enerji nakliye imkânları üzerindeki baskı, Hürmüz Boğazı ile Babülmendep arasındaki kritik bağı güçlendirdi. Hava koşulları ve sigorta maliyetlerindeki artışlar, Kızıldeniz rotasının geleceğini tartışmalı kılıyor; ticaret akışında halen bir belirsizlik söz konusu ve gemiler Avrupa ile Asya arasındaki güzergâhta Afrika kıtasını dolaşmak zorunda kalıyorlar.
Jeopolitik riskler yükseldikçe, Suudi Arabistan’ın bölgedeki ana ihraç kapısı olan Doğu-Batı Petrol Boru Hattı da Husi kontrolünün hedefi haline geldi. Bu durum, limanlardan dünyaya uzanan uzun menzilli balistik ve seyrFüzeleri ile insansız hava araçlarının menzilini bölgeye getirdi ve kıyı savunmalarının deniz yoluna yaklaşma mesafesini belirgin şekilde değiştirdi.
Asya’ya yönelen petrol akışları, savunma hatlarının yakınından geçmeyi zorunlu kılarak daha kısa mesafelerde savunma manevraları yapılmasına yol açabiliyor. Drone saldırılarının tek bir vuruşla büyük hasarlara yol açabileceği ihtimali, petrol tankerlerinin güvenliğini ve ambalajlama süreçlerini yeniden düşünmeye zorladığı için maliyetleri yükseltiyor.
AB’nin Rus enerji kaynaklarına karşı aldığı tutum, enerji güvenliği meselesini daha kırılgan bir konuma taşıdı. Babülmendep ile Hürmüz arasındaki kayıp, petrol ve gaz fiyatlarında dalgalanmaları tetikleyebilir ve küresel piyasalarda rekabeti sertleştirebilir. Hürmüz Boğazı, küresel petrol ve gaz akışının yaklaşık beşte birini; Babülmendep ise ham petrol ve LNG’nin yaklaşık onda birini taşıyarak, bu iki hattın güvenliği olmadan küresel enerji zincirinin işleyişini sürdürmenin ne kadar zor olduğunu gösteriyor.
Gübreler açısından da benzer bir bağıntı söz konusu: Hürmüz üzerinden yaklaşık üçte biri ve Babülmendep üzerinden beşte biri geçen tedarikler, bu iki su yolu engellendiğinde küresel tarım girdilerinin dengesini ciddi ölçüde sarsabilir. Dolayısıyla dünya enerji ve gıda güvenliği, jeopolitik çatışmaların etkisini yakından hissediyor ve bu iki stratejik boğazın kapanması her iki yönde de geniş çaplı maliyetler doğurabilir.
