UNIFIL devriyesine yaklaşan bir İsrail insansız hava aracı tarafından bölgede bomba atıldığına dair haberler gelmiştir. Kefr Kila yakınlarında meydana gelen olayda kısa süre sonra bir İsrail tankının barış gücü askerlerine yönelen ateşi de bildirilmiştir. Saldırıda can kaybı ya da maddi zarar kaydedilmediği belirtilirken, olayın aynı noktada daha önce de benzer bir gelişmeyi hatırlattığı ifade edilmiştir. Barış gücü birlikleri, İHA’yı etkisiz hâle getirmek için savunma önlemlerini almışlardır. Bununla birlikte, İsrail’in bu eylemlerinin BM Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararını ve Lübnan’ın egemenliğini ihlal ettiği savunulmuştur.
Güney Lübnan’da bulunan Nebatiye’nin Haruf beldesinde ise bir araca yönelik insansız hava aracı saldırısında bir kişinin hayatını kaybettiği, bir kişinin yaralandığı haber verilmiştir. Sağlık Bakanlığı bu kayıpları doğrularken, bölge yetkilileri bu tür saldırıların sıklığından endişe duymaktadır. NNA’nın aktardığına göre olay, bölgedeki yerel kaynaklar tarafından doğrulanmıştır.
Gazze’deki ateşkes süreci ve ABD-İsrail ilişkileri bağlamında gazeteci Nalan Yazgan ile görüşülmüştür. Yazgan, İsrail’in Gazze ateşkesinin hemen ardından Lübnan’da saldırı dozunu artırdığına dikkat çekmiş ve “ateşkesin yalnızca geçici bir durdurma olduğuna” vurgu yapmıştır. Lübnan’da uzun süredir süren çatışmalar sebebiyle sivil kayıpların arttığına dikkat çeken Yazgan, bu sürecin İnsanî yardım, temiz su ve tıbbi malzeme erişimini etkilediğini belirtmiştir. Ayrıca Lübnan’da BM Barış Gücü UNIFIL’e ilişkin endişeler dile getirilmiş ve bu güç için 2026 sonunda ayrılma planlarının tartışıldığı ifade edilmiştir.
İsrail’in bölgedeki dengeleri kendi istediği şekilde yönlendirme çabası konusunda ise yazarda şu görüşler öne çıkmaktadır: İsrail, Lübnan’ın güneyinde tampon bölge oluşturmayı ve güvenliğini artırmayı hedeflerken, Gazze ateşkesinin ardından bu stratejiyi farklı hatlarda sürdürmektedir. BM Barış Gücü’nün güvenliğini tehdit eden saldırılarla ilgili bazı kamuoyuna yansıyan tepkiler ile uluslararası hukukun uygulanması konusundaki tartışmalar devam etmektedir. Bu bağlamda İsrail’in bölgede tam bir kontrol sağlamaya çalışması ve hassas bir dengeyi sürdürmeye çalışması dikkat çekmektedir.
Türkiye’nin bölgesel rolü ve garantörlük tartışmaları ise Gazze ile Lübnan arasındaki gerilim bağlamında yeniden ön plana çıkmıştır. Yazgan’a göre İsrail’in Türkiye’nin Gazze’deki rolünü istememesi ve bölgedeki dengelerin bu ülkeler arasındaki ilişkilerle şekillendiği belirtilmiştir. Garantör ülkeler olarak Endonezya, Malezya, Azerbaycan, Katar ve Mısır gibi aktörlerin üst ligde yer aldığına işaret edilmektedir. Türkiyeden gelen katkının, Filistinli aktörlerle iletişim ve barış sürecinin sağlanması açısından önemli bir faktör olduğuna dair görüşler de dile getirilmiştir. Ancak bu süreç uzun vadeli ve karmaşık bir konu olarak değerlendirilmektedir.
Trump-Erdoğan eksenli tartışmalar ve bölgesel ilerleme konusunda Yazgan, ABD-Trump ile Netanyahu arasındaki ilişkinin sonucunda güvenlik ve politik hedeflerin yeniden şekillendiğini ifade etmiştir. Bölgede yerleşim politikalarının sürdürülmesi, Batı Şeria’daki gerilimler ve Gazze ile ilişkili gelişmeler, bu konudaki tartışmaları derinleştirmektedir. Gazze ateşkesinin bir mola olarak görüldüğü ve Lübnan saldırılarının bu süreçte yoğunlaştığı değerlendirilmektedir. İsrail’in planlarının hayata geçebilmesi için güvenliğin korunması, garantörlerin desteği ve bölgesel aktörlerin aktif rolü kritik olarak görülmektedir.
