ABD’nin uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele iddiası altında operasyonlar yürüttüğü yönündeki açıklamalarıyla başlayan gerilim, son bir haftada giderek yükselen bir tansiyona dönüştü. Basında çıkan haberler, 21 Kasım’da Donald Trump’ın Venezüella Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile yaptığı telefon görüşmesini ve Maduro’ya ailesiyle güvenli bir şekilde ülkeyi terk etmesi seçeneğini sunduğu iddialarını öne çıkarıyor; ancak Maduro bu teklifi reddederek ülkede kalmayı sürdürdü. Batı basınına göre bu adım, Trump yönetiminin Maduro üzerindeki baskıyı artırma stratejisinin kritik bir dönemeç olarak değerlendirildiğini gösterdi.
Maduro, 1 Aralık’ta Caracas’ta binlerce destekçinin katıldığı açık hava mitinginde “Köle barışı istemiyoruz, kolonilerin barışını da istemiyoruz” ifadelerini kullandı ve ülkesinden ayrılma baskılarına karşı koydu. Bu süreçte ABD’nin baskıyı sürdürme çabası sürerken, Maduro’nun kararlılığı da devlet televizyonunda tekrarlandı.

Trump, Oval Ofis’teki üst düzey güvenlik yetkilileriyle yaptığı toplantıda Venezüella ile ilgili stratejiyi gözden geçirdi; ancak Dahili politik baskılar ve Washington’daki tartışmalar, bölgedeki hamleleri karmaşıklaştırıyor. Siyasi tartışmalar ve savunma politikaları bağlamında, Trump’ın muhaliflerinin, eylül ayında Karayipler’de gerçekleşen tekne saldırısının olası bir savaş suçu olabileceğini öne sürmesi dikkat çekiyor. Birçok Cumhuriyetçi de yönetimi sorgulamaya ağırlık veriyor.
Askeri yığınak açısından bakıldığında Karayipler’deki ABD varlığı, USS Gerald R. Ford uçak gemisi ve eşlik eden filo ile B-52 bombardıman uçaklarını kapsıyor. Bölgedeki güç konuşlandıralınca 15 binden fazla asker ve bir düzineden fazla savaş gemisi bulunduğu belirtiliyor. Eylül’den bu yana Karayipler ve Pasifik’te uyuşturucu taşıdığı düşünülen teknelere karşı en az 21 saldırı gerçekleştirildi ve 83 kişi hayatını kaybetti.
