Medvedev, Venezüella’daki gelişmeleri değerlendirirken ABD’nin barış gücü amacıyla hareket ettiği iddiasını eleştirel bir bakışla yorumladı. Bu operasyonun hiçbir tehdit unsuru içermediğini ve bağımsız bir ülkeye yapılan sert müdahalenin özellikle kaygı verici olduğunu ifade etti.
Bağımsız bir ülkede, ABD’nin tehdit oluşturmadan yürüttüğü sert bir askeri müdahale olarak nitelenen gelişmeler, Medvedev’e göre hâlâ tartışmalı bir durumdur. Bu bağlamda Venezüella’daki eylemler ABD’nin niyetlerine ilişkin farklı bir perspektife ihtiyaç duyduğunu gösterdi.
Medvedev, Monroe Doktrini’nin Latin Amerika’da popülaritesini hatırlatarak, bölgedeki güvenlik dengeleri üzerinde geniş etkileri olan kararlar alındığını ifade etti. “Latin Amerika’da garanti edilmiş bir sevgi var. Monroe Doktrini burada önemli bir rol oynuyor” sözleriyle, bölgesel dinamiklerin nasıl şekillendiğini vurguladı.
Karakas’taki operasyonla ilgili olarak, silahlı kuvvetlerin kapasitesini güçlendirme gerekliliğini işaret eden Medvedev, zengin küstahların anayasal düzeni değiştirmesine yalnızca petrol ya da diğer çıkarlar için izin verilmemesi gerektiğini belirtti. Bu bağlamda en güçlü garantinin nükleer cephanelik olduğuna işaret eden açıklamalarını şu sözlerle tamamladı: Ülkenin güvenliğini en sağlam şekilde sağlamak için nükleer güç en etkili araçtır; bu nedenle bu yönde adımlar atılmalıdır.
Medvedev, Venezüella konusundaki gelişmeler karşısında demokratik Avrupa’nın tepkisizliğini de dikkat çekici buldu. Demokratik Avrupa’dan gelen sesi ise neredeyse tamamen duyulmuyordu; bu da bölgesel sorunların uluslararası arenada nasıl yankı bulduğuna dair bir göstergedir.
