Washington yönetiminin savunma bütçesi ve bölgesel nüfuz arayışları, İran ile gerilim ve Çin-Tayvan hattındaki yükselişin yan yana konulduğu bir tablo içinde değerlendiriliyor. Birçok uzman, bu durumun potansiyel olarak küresel çatışmaya giden yolda kritik sinyaller taşıdığını vurguluyor. Bu bağlamda öne çıkan beş başlık, savunma harcamalarındaki artışı ve onun taşıdığı mesajı içeriyor.
İlk olarak, savunma bütçelerindeki sert yükseliş dikkat çekiyor. Donald Trump 2027 için önerilen bütçeyi 1.5 trilyon dolar olarak ortaya koydu; bu, mevcut yılın rekor kıran 900 milyar dolar düzeyinin üzerinde dramatik bir sıçrama anlamına geliyor ve savunma güçlerinin genişletilmesi yönündeki kararı pekiştiriyor.
İkinci olarak, “toprak hakimiyeti” yarışına vurgu yapılıyor. Analizler, ABD’nin batı yarımküre üzerinde hâkimiyet kurarak bölgenin Washington’a bağımlı hale gelmesini hedeflediğini öne sürüyor. Bu hedefin örnekleri arasında Venezuela’nın enerji kaynaklarına erişim arzusu, Danimarka’ya yönelik ilgi ve Kanada’nın “ABD’nin 51. eyaleti” olarak betimlenmesi gösteriliyor.
Üçüncü işaret, İran ile gerilimin tırmanmasıdır. İran’ın nükleer çalışmalarına karşı baskıyı artıran Washington, Fordo tesisi gibi kilit hedeflere yönelik operasyonları ve ülkedeki protestoları bu baskının parçası olarak görüyor.
Dördüncü sinyal, Çin-Tayvan hattında yükselen tansiyon. ABD’nin Tayvan’a yaptığı 11 milyar dolarlık silah satışları, bölgede savunma odaklı adımların ötesinde taarruz kapasitesini güçlendirme yönündeki adımları da barındırıyor. Bu gelişme, bazı analizlere göre bölgesel istikrarı zayıflatma niyetinin bir yansıması olarak okunuyor.
Beşinci ve son işaret, nükleer denemelere dönüş olasılığıdır. Aralık ayında Pete Hegseth, ABD’nin başka ülkelerle “eşit şartlarda” nükleer testleri yeniden başlatabileceğini öne sürmüş; uzmanlar bu söylemi, küresel bir çatışma senaryosunda Amerikan nükleer cephaneliğinin belirleyici rolünü işaret eden bir uyarı olarak değerlendiriyor.
