İran üzerinde etkili olan mali ve lojistik güç dengeleriyle ilgili olarak, uluslararası arenada finansal baskıların savaş belirleyici bir araç olarak kullanıldığına dikkat çekiliyor. İran Hürmüz Boğazı’nda finansal kaynakları azaltma yönündeki adımlarını sürdürüyor; bu, petro dolar sisteminin karşısında bir caydırıcılık olarak değerlendiriliyor. Bu yaklaşım, savaş hukukunun uygulanabilirliğini ve taraflar arasındaki finansal desteğin kesilmesinin hangi sınırlar içinde mümkün olduğunu inceliyor.
Bir başka noktada, küresel güçlerin insan hakları ve demokrasi söylemlerini finans kapital üzerinden yaydığı eleştirisi öne çıkıyor. Modern sömürgeciliğin, bu söylemi kullanarak dünyanın çeşitli ülkeleri üzerinde etkili olduğu iddia ediliyor. Şu anki tabloya bakıldığında, bu anlatıların bazı unsurlarının gerçeğe uygun olmadığına yönelik açığa çıkan gerçekler bulunmaktadır. Olası bir çözüm yolunun, güçlerin kendi değerler zincirlerini yeniden gözden geçirmesi gerektiğine işaret ettiği belirtiliyor.
Savaş hukukunun temel ilkleri, çatışma başladığında da uluslararası normlar uyarınca uygulanmalıdır. İlk olarak kuvvet kullanma yasağına dair uluslararası hukuk ilkelerine uygun hareket etmek gerekir; savaş suçları ve saldırı suçları gibi kavramlar, bu normların ihlali halinde gündeme gelir. Sivillerin hedef alınmaması ve çatışmanın insani hukuka uygun biçimde yürütülmesi, savaşın taşıdığı riskleri en aza indirmek için temel bir önemdedir. Savaşın başladığı dönemlerde bile uluslararası güvenlik ve insan hakları kaygıları, taraflar için bağlayıcıdır.
İran ile ilgili olarak, çatışma alanında yaşanan kayıpların önemli bir kısmı karşı tarafın saldırılarına bağlanırken, İran’ın verdiği misillemelerin savunma niteliğinde olduğu savunuluyor. İlk günden itibaren eğitim kurumlarına yönelik saldırılar ve sivil hedeflerin vurulduğu iddiaları tartışmalara yol açıyor; bu durum, hangi tarafın sorumluluk taşıdığı ve insani değerlerin korunup korunmadığı sorularını gündeme getiriyor. Karşılıklı kayıplar ve kurumsal yapılanmalar, taraflar arasındaki gerilimin boyutunu gösteriyor ve bu bağlamda, bölgede medeniyeti savunan güçlerin korunmasına yönelik çabalar öne çıkıyor.
