Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüştükten sonra Lübnan Başbakanı Nevaf Selam ABD merkezli Washington Post’a verdiği röportajda şu sözlere yer verdi: Sözde tampon bölgeyle Lübnanlı yerinden edilmiş insanların geri dönmesini engelleyen, yıkılan köylerin ve kasabaların yeniden inşa edilemediği bir İsrail varlığıyla yaşamayı kabul etmiyoruz. Bu değerlendirme, ABD’nin İsrail üzerinde nüfuz sahibi olabileceği yönündeki inancı temel alarak yapılan bir değerlendirmeleri kapsıyor. Selam’a göre bu müzakerelerde kilit rol, çatışmaların durdurulması ve taraflar arasındaki dengelerin yeniden kurulması amacıyla ABD’nin etkinliğini sürdürmesi gerektiğini düşündürüyor.
Kriz sürecinde taraflar arasında tartışılan konulara dair bazı vurgular dikkat çekti: İsrail’in Güvenlik Güçleri’nin tamamen çekilmesini içermeyen bir anlaşmanın imzalanmayacağına dair kararlılık belirtiliyor. Hizbullah’ın silahsızlandırılması, Batı’daki temel talep olarak öne çıkarken Selam bu konunun bir süreç olduğunu ve “bir gecede gerçekleşmeyen bir yol haritası” olması gerektiğini ifade etti. Lübnan’ın masaya oturduğu ve taviz vermediği mesajını yinelerken sözlerini şu şekilde sürdürdü: Süreç aracılığıyla elde edilecek sonuçları bilemiyorum ama ne istediğimizi net bir şekilde biliyorum.
İsrail’in Lübnan’a karşı operasyonları ve ateşkes süreci konusuna bakıldığında, İsrail ordusunun 2 Mart’ta Lübnan’a yoğun hava saldırıları başlatarak ülkenin güneyine geniş çaplı bir harekât sürdürmesi dikkat çekiyor. Bu süreçte Lübnan hükümeti, ülkedeki yerlerinden edilmişlerin sayısının 1 milyon 162 bin olarak ölçüldüğünü açıkladı. Saldırılar neticesinde hayatını kaybedenlerin sayısı ise 2 bin 475’e ulaştı; bu kayıplar, ülkedeki krizin büyüklüğünü simgeliyor.
Geçici ateşkesi kapsayan 10 günlük anlaşma 17 Nisan’da yürürlüğe girdi. Netanyahu, ateşkezi onayladıklarını belirtmiş olsa da Lübnan’ın güneyinde işgal ettikleri bölgelerde kalmaya devam edeceklerini ifade etti. Ateşkesin uygulanmasına rağmen bölgesel gerginlikler azalmamış; Hizbullah, ihlallere karşılık verme kararlılığını sürdürüyor. Bu denge, tarafların ilerideki adımlarını şekillendirecek bir politika zeminini oluşturmaya devam ediyor.
