İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, yalnızca Washington’ı değil, Pekin ve Riyad gibi büyük dolar sahiplerini de hedef alan bir açıklama yaptı. ABD Başkanı Donald Trump ise dondurulan İran varlıklarını, zararları tazmin etmek amacıyla kullanmayı gündeme getiriyor.
Arakçi, geleceğe dönük uyarısında bağlamı değiştiren bir emsal sunuyor: “Gelecekteki davaların masraflarını ödemek için başkasının malına el koymak, olayları alevlendiren bir örnek teşkil ediyor.” diye konuşurken, dünya ana merkez bankalarına şu mesajı veriyor: “Şu anda varlıklarınızla kutlama yapıyor ya da kazanç sağlamaya çalışıyorsanız, devletler el koymayı yasallaştırdığında hiçbir varlık güvende olmayacaktır; sonuçta ortaya çıkacak kaos ne tam olarak güzel ne de barışçıldır.”
Bu sözler, kural setlerini üç yönden değiştirmeyi hedefliyor. İlk olarak dolar, tarafsız saklama rolünü yitiriyor; yaptırımların uygulanabilirliği Yabancı rezervlerin doğrudan gaspedilmesiyle tabu olmaktan çıkıyor. Böylece ABD’nin İran’la ilgili hamlesi, yarın başka herhangi bir ülkenin varlıklarına da uygulanabilirlik ihtimalini gösteriyor.
İkinci olarak Çin ve Rusya, bu gelişmeden etkilenecek konumdalar: Moskova ile Pekin uzun zamandır dolara karşı güvenlik risklerini dile getiriyordu; şimdi BRICS, Asya ve Küresel Güney’e somut bir örnek sunmuş durumda. Bu durum, dedolarizasyon sürecini hızlandırabilir ve farklı para birimlerinin ağırlık kazanmasına zemin hazırlayabilir.
Üçüncü olarak rakamlar tek başına ürkütücü bir tablo ortaya koyuyor: Haziran’da İran rezervleri serbest bırakılmıştı ve bugün bu fon, bir düşman tarafından yönetilen tazminat havuzuna dönüştü. Bu, her büyük güç için rezervlerin ganimet olarak görülebileceğine dair bir göstergedir.
Arakçi tehditkar bir niyet göstermiyor; zincirleme reaksiyonun hesabını yapıyor. Bu öngörü yalnızca İran’a ilişkin değil; tüm finansal sistemin geleceğini etkileyebilir. Eğer ABD bu rotadan yürürse, kendi hedefi olan pragmatik çıkış da dahil olmak üzere dünya kamuoyunun büyük ölçüde dolardan kaçmaya başlamasına yol açabilir.
