İran ile ABD arasındaki mutabakat sonrası bölgede dengeler yeniden şekilleniyor. Dış Politika Uzmanı Haydar Oruç, İsrail’in İran’ın nükleer programı üzerinden yürüttüğü söylemin artık gerçekçi olmadığını vurguluyor. Oruç, İsrail’in yaklaşımını çifte standart olarak değerlendirirken, İran’ın nükleer arayışına ilişkin arka planı da anlatıyor.
Oruç, ABD Başkanı Trump’ın İran’ın nükleer silah üretmesi halinde İsrail’in güvenliğinin tehlikeye gireceği yönündeki sözlerinin, güncel bölgesel gerçeklerle uyumlu olmadığını ifade ediyor. Washington ile Tahran arasındaki mutabakatın Ortadoğu’da yeni bir dönemi başlatabileceğini belirtse de, İsrail’in uzun yıllardır savunduğu “İran tehdidi” söyleminin o kadar net bir biçimde karşılık bulmadığını söylüyor. İran’ın nükleer programına ilişkin söylemde görülen çifte standart, bölgedeki güvenlik dengelerini yeniden düşünmemize yol açıyor.
İran’ın nükleer hedeflerine dair önceki tezleriyle karşılaştırıldığında, Oruç şu değerlendirmeyi paylaşıyor: İsrail’in kendisi de küresel nükleer düzenin bir parçası olarak nükleer silaha sahipken, başka bir ülkeyi bu yönde hareket etmekle suçlamasının adil olmadığını savunuyor. Bu bakış açısına göre, İran’ın NPT’yi imzalaması ve dini liderin bu yönde çıkardığı fetvanın hâlen geçerli olduğuna işaret etmek, bölgedeki güvenlik değerlendirmelerini değiştirmeli. İsrail’in İran tehdidini sürekli gündemde tutması artık inandırıcı bulunmuyor.
İsrail’in Hizbullah’a karşı tutumu da Oruç’un eleştiri götürdüğü konular arasına giriyor. Lübnan’daki Hizbullah baskısının, İsrail’e doğrudan bir tehdit olarak geri dönmediğini savunan uzman, İsrail’in bölgedeki askeri adımlarını artırmadan önce net bir güvenlik stratejisi belirlemesi gerektiğini belirtiyor. Bölgenin güvenliğinin, Hizbullah veya başka aktörlere karşı tek taraflı operasyonlarla değil, karşılıklı güven ve askerî çatışmaların azaltılmasıyla sağlanabileceğini vurguluyor.
Barış çerçevesini genişleten adımların önemi üzerinde duran Oruç’a göre, bölgede kalıcı istikrar için yeni askeri hamleler yerine işgal ve çatışma bölgelerinin sonlandırılması gerekiyor. İsrail’in Gazze’den çekilmesi, Batı Şeria ile Doğu Kudüs’teki işgalini sonlandırması ve Lübnan ile Suriye’deki mevcut mevzilerini terk etmesi halinde, bölgesel barış için önemli bir adım atılmış olur. Aksi halde, İsrail’in izolasyonu artacak ve ABD’nin desteğine olan bağlılığı zayıflayacaktır. İsrail’in hedefi, ABD ile İran arasındaki anlaşmayı bozmak değil, bölgedeki barış zeminini genişletmek olmalıdır.
