Doğu Akdeniz’in kilit noktasında bulunan Kıbrıs, tarihsel güç mücadelelerinin yeniden şekillendiği bir tabloya dönüşüyor. Bölgeye yönelik Batılı aktörlerin askeri ve diplomatik adımları, adayı sadece bir toprak paylaşımı meselesi olmaktan çıkarıp, güç dengelerinin yeniden kurgulandığı bir strateji alanı haline getiriyor.
Güney Kıbrıs, İsrail üretimi Barak MX hava savunma sistemiyle kendini donatırken, ABD yönetimi savunma ihalelerine doğrudan katılımı kolaylaştıran politikalar devreye soktu. 2025 itibarıyla yürürlüğe giren bir başkanlık direktifi, Kıbrıs’ı FMS ve EDA programlarına dahil ederek Amerikan silah sistemlerine erişimi kolaylaştırdı. Bununla birlikte Batılı ülkelerin adaya sağladığı destek geçmiş döneme göre çeşitlenmiş durumda:
- ABD: Eylül 2024’te Güney Kıbrıs ile Savunma Yol Haritası anlaşması imzalandı; Evangelos Florakis Helikopter Üssü’nün konuşlandırılması, CH-47 Chinook ve V-22 Osprey gibi uzun menzilli hava araçlarıyla takviye sağlandı; Larnaka ve Baf’ta C-130, U-2 ve KC-135 gibi unsurlar aktif görünüme ulaştı. Ocak 2025’te Güney Kıbrıs, Doğu Avrupa eğitim programlarına dahil edildi.
- İsrail: Aralık 2024’ten itibaren iki parti Barak MX sistemi teslimatı yapıldı; 150 km menzilli füzeler ve 460 km menzilli radarlar, Anadolu-Hatay hattını gözetebilecek kapasiteye sahip; Limasol Limanı ve Baf’taki hava üssünde sistemlerin varlığı konuşuluyor; ayrıca İsrail Birim 8 bin 200 kişilik siber istihbarat merkezi Güney Kıbrıs’ta faal durumda.
- Fransa: 2019’da savunma işbirliği anlaşması ve Evangelos Florakis Deniz Üssü’nün kullanımı, 300 milyon euroluk bir modernizasyon süreciyle destekleniyor; Fransız Donanması’nın bölgedeki varlığı kalıcı olarak güvence altına alınıyor.
- Diğer AB ülkeleri: Almanya ve Hollanda özel kuvvet konuşlandırmasına gidiyor; İngiltere’nin Akrotiri ve Dikelya üsleri ise güvenlik iş birliği çerçevesinde kullanılıyor.
Türkiye’nin güvenliği açısından hayati önem taşıyan bu konjonktürde, uzmanlar, adanın mevcut yapısının Doğu Akdeniz’de yeni bir güç dengesi yaratabileceğine dikkat çekiyor. Sputnik Türkiye’nin Emekli Tümamiral Ali Deniz Kutluk ile yaptığı görüşmede, şu tespitler öne çıktı: Kıbrıs’ın coğrafi konumu Levant’a, Doğu Akdeniz’e ve Afrika’ya uzanan bir güç yansıtma kapasitesine sahip; burada konuşlandırılacak uzun menzilli hava gücü ve füzeler, Türkiye’nin güvenliğini doğrudan etkileyebilecek bir etki yaratabilir. Ada üzerinde, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye tarafından garanti altına alınan bir yapı olduğu hatırlatıldı; ancak 1974’ten bu yana bu garantörler arasındaki ilişki kırılmalar yaşamıştır.
Batı bloğunun yaklaşımı, Türkiye’nin karşısında duran güç bloklarıyla ada üzerinden bir gerilimin sürdüğünü vurguluyor. Kutluk, Güney Kıbrıs’taki herhangi bir büyük çaplı adımın Türkiye’yi geri adım attıracak bir sonuç doğuramayacağını, Türkiye’nin hava ve deniz gücüyle hızlı ve etkili müdahale kapasitesine sahip olduğunu belirtti. Kuzey Kıbrıs’ın güvenliğinin de Türkiye’nin varlığıyla bağlantılı olduğunu vurgulayan Kutluk, ada üzerinde nüfus ve ekonomik gelişmelerin buna bağlı olarak şekillendiğini ifade etti.
Kuzey Kıbrıs bu pazar seçime gidiyor—adadaki vatandaşlar, Türkiye ile dayanışma içinde olduğunu vurguluyor. Ekonomik ve eğitim tabanı güçlenen Kuzey Kıbrıs, kendi yönetimini demokratik yollarla belirlemeye devam ediyor. Bölgenin enerji ve turizm gelirleriyle büyüdüğünü hatırlatan Kutluk, açığa çıkan güvenlik kaygılarının Türkiye’nin sağladığı imkanlar ile giderildiğini belirtiyor.
Kuzey Kıbrıs ile Rusya arasındaki olası iş birliği konusuna değinen analizler, Rusya’nın Güney Kıbrıs’taki varlığını sürdürme arzusunu, Kuzey Kıbrıs’taki yönetim ve temsilciliklerle güçlendirme ihtimaline bağlı olarak gündemde tutuyor. Rusya’nın adanın bağımsızlığı konusundaki olası tanınması ve limanlar ile uçuşlar üzerinden bölgesel etkisini artırması, Türkiye-Rusya ekseni üzerinden stratejik bir başka boyut olarak görülüyor. Analistler, adanın coğrafyasının Rusya için ulaşım ve lojistik açısından önemli fırsatlar sunduğunu ifade ediyor.
