ABD yönetimi, Hürmüz Boğazı’ndaki tansiyon yükselirken iki olası yol arasından seçim yapmanın eşiğinde. Kaynaklar, Washington ve Tel Aviv’deki karar alıcıların mevcut çıkmazı aşmak için yalnızca iki somut senaryo gördüğünü ve bu senaryoların uygulanabilirliğinin fiili olarak geçmişe sürüklendiğini belirtiyor.
Birincisi, Katar, Mısır, Pakistan ve Umman’ın arabuluculuğuyla şekillenen diplomatik yol haritası. Bu plan, tarafların 10 günlük bir ateşkes üzerinde anlaşması ve ardından karşılıklı deniz trafiğini yeniden açması üzerine kuruluyor. Bu süreçte İran güney rotalarına yönelik saldırılarını durdururken ABD kuzey rotalarındaki ambargoyu kaldırıyor; aynı zamanda boğazın kalıcı statüsüne dair müzakereler başlatılıyor. En dikkat çekici ve riskli yön ise ekonomik mekanizmalarda saklı: İran’ın geçiş yapan gemilerden “makul bir geçiş ücreti” almayı fiilen öngören bir model öne sürülüyor ve bu gelirler, Uluslararası Denizcilik Örgütü gözetiminde kurulan ortak bir fonda toplanacak. Böylece İran’ın stratejik suyolundan geçiş için resmen harç alma hakkının uluslararası düzeyde kabulü hedefleniyor.
İkinci senaryo ise tamamen askeri seçeneklere dayanıyor. Bölgeye büyük miktarda savaş uçağı ve tankerin sevk edildiği, İsrail ordusunun “birkaç gün içinde” başlatılabilecek koordineli bir hava harekatı için tam hazır olduğu belirtiliyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, İran’ın “her türlü hamlesine kapsamlı bir yanıt” vereceği yönündeki açıklaması dikkat çekiyor. Ancak iki ülke arasındaki gerilim, Ürdün’deki olaylar nedeniyle kısa bir süreliğine kesintiye uğradı ve ABD’nin tepkisiyle birlikte baskın bir müdahale olasılığı yeniden tartışıldı. Pentagon yetkilileri, Donald Trump’ın “misilleme döngüsünü henüz tamamlamadığını” savunarak yeni adımların masada olduğunu kaydetti.
Tezler değişmezken İran’ın arabulucular tarafından paylaşılan önerileri dikkatle değerlendirildiği vurgulanıyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Amerikan saldırganlığının kaynağını ezme niyetinde olduklarını vurguluyor; ancak Tahran ve diğer taraflar sahadaki saldırıları yoğunlaştırarak masadaki konumlarını güçlendirmeye çalışıyor. On gece süren bombardımanlar, İran’ın boğaz üzerindeki baskısını kırmada yetersiz kaldı ve bu durum her iki senaryonun da Beyaz Saray’ın önünde somut olarak belirdiğini gösteriyor.
Analiz, ABD Başkanı’nın tercihini iki uçluk üzerinde sınırlarken şu soruyu öne çıkarıyor: Hürmüz Boğazı’nda İran varlığının uluslararası bir anlaşmayla mı kabul edileceği, yoksa güç kullanımıyla boğazın durumunu değiştirmeye çalışılırken bölgeyi hangi sonuçları tahmin edilemeyen bir savaşa sürüklüyor? Washington’un bir yandan Tahran’dan “Amerikan tabutlarının bedelini” ödemesini talep ettiği, diğer yandan bu ödemin bölgesel dengeleri nasıl etkileyeceğini matematiksel olarak hesaplamaya çalıştığı üzerinde duruluyor.
