Radyo Sputnik’te İsmet Özçelik ile Ankara Farkı programında konuk olan Bartu Soral, kalkınma ekonomisi uzmanı ve BM Kalkınma Programı eski müdürü olarak küresel ekonominin ve jeopolitik düzenin bugünkü dönüşümünü ele aldı. Özetle dünyada gelir dağılımının bozulduğunu vurguladı ve neo-liberal politikaların büyük sermaye ve şirketleri güçlendirdiğini, sıradan hanelerin ise borçlanmaya yöneldiğini ifade etti.
Bir grup büyümenin büyük payını alırken geniş halk kitleleri yaşam standardını korumak için borçlanmaya itiliyor. Soral, bazı ülkelerde nüfusun yaklaşık yarısının mevcut ekonomik dengesizlikten olumsuz etkilendiğini belirtti; kredi kartı ve konut kredileri gibi borç yüklerinin giderek arttığını dikkat çekti. Neo-liberalist küreselleşme sürecinin devlet müdahalesini zayıflatıp, finansal sirkülasyonlar üzerinden büyümeyi hedeflediğini söyledi ve bunun geldi dağılım adaletsizliğini derinleştirdiğini vurguladı.
Türkiye özelinde, kayıt dışı ekonominin boyutunun resmi verilerden çok daha büyük olduğunu ifade eden Soral, vergi cennetlerine yapılan para transferleri ve vergi istisnaları konularına dikkat çekti. Bu zemin üzerinde, bazı varlıkların vergi kaybı yaşattığını ve zenginliğin görünenden çok daha yüksek olduğuna işaret etti. 2007 yılında yürürlüğe girmesi planlanan bir kanunun, adaların isminin Başbakanlık/Otoritesi tarafından açıklanmaması nedeniyle uygulanamadığını belirtti ve bu durumun vergi adaletsizliğini derinleştirdiğini söyledi. Ayrıca vergi konusundaki kayıpsızlığın, kayıt dışı zenginliğin çoğu zaman yurtdışına kaçırılmasına yol açtığını belirtti.
Yarı iletkenler ve mikroçipler dünyadaki en büyük pazarlar arasına giriyor; Soral’a göre 2025 itibarıyla sektör yaklaşık 8 trilyon dolarlık bir değere ulaşacak. Çin, bu değer zincirinin kilit oyuncusu konumunda. ABD’nin borç ve dış ticaret açığı ise savunma harcamaları kadar yüksek bir faiz yükünü doğuruyor. Bu durum, teknoloji ve kritik mineraller üzerinden küresel güç rekabetinin belirginleşmesine yol açıyor. Mikročipler ve ilgili tedarik zincirleri artık sadece teknoloji meselesi değil; savunma ve sağlık gibi altyapı alanlarını da etkiliyor.
ABD yenilmez bir imparatorluk değildir diye konuşan Soral, Çin’in devlet güdümlü kalkınma modelinin küresel üretimde yaptığı pay artışını somut bir örnek olarak gösterdi. Çin’in altyapı ve bilim yatırımlarını devlet koordinasyonuyla büyük ölçüde güçlendirdiğini, bu sayede 2000 yılında küresel üretimden aldığı payın %3.7’dan 2024’te %18’e yükseldiğini söyledi. Bu başarı, şehirleşme ve altyapı yatırımına da yansıdı; hızlı trenler ve modern kentleşme örneklerinde görüldüğü gibi.
“Neo-liberalizm ve küreselleşme mutlak bir mit değildir. Marshall planı ve Truman Doktrini’nin etkilerinin Türkiye üzerinde nasıl sürdüğüne dair eski alışkanlıklar hâlâ pek çok yerde hissediliyor,” diyen Soral, Avrupa’da enerji bağımlılığı ve Rusya’ya karşı yürütülen politikaların da rekabet gücünü etkilediğini belirtti. Rusya ile yakından bağlantılı olan enerji politikalarının Avrupa’nın sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) tüketimine bağımlılığını artırması, rekabet gücünü baskıladığını ifade etti.
Ukrayna meselesi bağlamında Rusya’nın operasyonunun NATO genişleme politikalarıyla bağlantılı olduğuna dikkati çekti. Rusya’nın çevrelenmesinin, 1990 sonrası süreçte NATO’nun genişlemesiyle güçlendiğini ve bu durumun gerilimi artırdığını savundu. Zelenskiy’nin NATO’ya üyelik yönündeki taleplerinin, Rusya’nın güvenlik kaygılarını tetiklediğini ve bu nedenle krizin büyüdüğünü ileri sürdü.
