İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, işgal altındaki Batı Şeria’daki El-Halil kentinin yönetim ve güvenlik yetkilerini tamamen geri almak amacıyla El-Halil Anlaşması’nı feshettiklerini duyurdu. Haberde, kentin ilhakına ilişkin adımların “tarihi bir düzeltme” olarak değerlendirildiğini belirtti. Smotrich ayrıca Oslo Anlaşmaları’nın en gereksiz protokollerinden birinin yıllardır yürürlükte olduğunu ifade etti ve Yahudi topluluğu ile kutsal mekânlara ilişkin yetkilerin El-Halil Belediyesine bağlı olduğuna dair hükmün artık geçerli olmadığını vurguladı.
İsrail’in bu kararla, Harem-i İbrahim Camisi dahil olmak üzere kutsal alanlar ve inşaat izinleri üzerindeki yetkilerini gasp ederek yerel yönetimi İsrail’e bağlı paralel bir belediyeye devretmeyi hedeflediği belirtiliyor. El-Halil Anlaşması, 1997’de Filistin ile İsrail arasında imzalanıp kenti H1 ve H2 olarak iki bölüme ayırmıştı. H1’de güvenlik ve idarenin Filistin yönetimine bırakılması öngörülürken, H2 bölgesinde yaklaşık 500 İsrailli ve 30 binden fazla Filistinli yaşamasına rağmen güvenlik İsrail ordusunun sorumluluğunda tutuluyordu.
Basın, El-Halil Anlaşması’nın feshedilmesini Fransa’nın, Smotrich ve kimi İsrailli kurum/kişilere yaptırım kararıyla ilişkilendirdi. İsrail, 8 Şubat’ta Batı Şeria’daki statükoyu Filistinliler aleyhine değiştirecek bir dizi karar aldı; bu kararlar arasında yerleşimcilerin arazi satın almasının engellerinin kaldırılması, İsrail’e Filistin yönetiminin sorumluluğu altındaki alanları gasp etme yetkisinin verilmesi ve El Halil’de yerel yönetimin yetkilerinin elinden alınarak İsrail’e bağlı paralel bir belediyenin kurulması yer alıyordu.
15 Şubat’ta ise uluslararası hukuka uygun olarak, işgal altındaki Batı Şeria’da tek taraflı arazi kayıt süreci başlatılarak Filistinlilerin topraklarının gasp edilmesini “resmi” hale getirme yönünde karar alındı. Uluslararası hukukta, 1967’de işgal edilen Bu toprakların Filistin Devleti’nin toprağı olduğu kabul edilmesi ve İsrail’in işgalci güç statüsünde bulunması, buradaki nüfusu yerleşim amacıyla çoğaltması ve mülkiyet değişiklikleri yapmasının uluslararası hukuk ihlali olarak değerlendirildiği belirtiliyor.
