İstanbul Aydın Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Hazar Vural, Radyo Sputnik’te yayınlanan “İsmet Özçelik’le Ankara Farkı” programının kıymetli konuğu oldu. Programda, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 15 Mayıs’ta yaptığı tarihi çağrıyı ve Ortadoğu’daki son gelişmeleri detaylı bir şekilde analiz etti. Vural, şunları kaydetti:
‘Zelenskiy Batılı müttefiklerine sırtını dayayarak kalıcı ve anlamlı bir başarı elde edemez’
“Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, 2022 yılında İngiltere’nin provoke ettiği ve yönlendirdiği politikalar sonucu ciddi bir hata yaptı. En temel hatası, elinde olmayan, kendi üretemediği ve sahip olmadığı silah sanayiine dayanarak başka ülkelerin sağladığı silahlarla savaşmayı tercih etmesi oldu. Bu durum, Ukrayna’nın kaderini derinden etkileyen ve uzun vadeli sonuçlar doğuran bir stratejiydi. Ayrıca, Zelenskiy’nin bu masadan erken kalkması ikinci büyük hatasıydı. Birinci hata ise, başkalarının desteğine güvenerek savaşı sürdürmeye çalışmasıydı.”
‘Zelenskiy’nin kayıplarını telafi etmesi oldukça zor’
“Zelenskiy, elinden geleni yapmaya devam ediyor. Tabii ki, Putin’in kendisini nasıl algıladığını, seçimlerin yapılmayışından dolayı artık onun meşruiyetinin sorgulandığını ve bu nedenle uluslararası arenada kendisini nasıl konumlandırdığını biliyor. Ancak hem Avrupa hem de Ukrayna açısından durum oldukça zor. Zelenskiy’nin, ülkede yaşanan büyük kayıplar ve 3.5 yıl süren savaşın ardından, kayıplarını telafi etmesi oldukça güç görünüyor. Amerika ve İngiltere başta olmak üzere Batı’nın sağladığı silahlar ve destekler, bu savaşın seyrini değiştirmeye yetmeyebilir ve Zelenskiy’nin kayıplarını geri kazanma ihtimali şu an ciddi bir risk olarak önünde duruyor.”
‘Avrupa, zaman kazanma stratejisi izliyor’
“Son 3.5 yıl içinde en belirgin değişiklik, bu savaşın Avrupa’nın sınırlarında yaşanması ve kıtanın güvenlik yapısını köklü şekilde sarsması oldu. Avrupa, savaşın yarattığı belirsizlik ve tehditler karşısında kendi geleceğini yeniden inşa etme yoluna girdi. Bu süreçte farklı aktörlerin, özellikle de Macron’un öne çıkan söylemleri dikkat çekiyor. Ayrıca, Trump’ın yaklaşımı ve Amerika ile NATO’nun tutumu, Avrupa güvenliği açısından yeni ve sarsıcı gerçeklikleri ortaya koyuyor. Günümüzde, Avrupa hâlâ Ukrayna’nın yanında yer alıyor olsa da, kendilerini büyük bir belirsizlik içinde buldular ve zaman kazanmaya çalışıyorlar. Bu noktada, Amerika olmadan Avrupa güvenliğinin uzun vadede sağlanmasının mümkün olmadığı ortada duruyor.”
‘Trump’ın Körfez ziyareti ve bölgesel etkileri’
“Bölgesel silah sanayii ve ekonomik ilişkiler açısından, ABD’ye %100 bağımlı olan Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinin, bölgedeki güç dengeleri ve stratejileri hakkında ciddi sorular var. Trump’ın Körfez ülkeleriyle yaptığı ziyaretler ve imzalanan anlaşmalar, bu ülkelerin ABD ile olan ilişkilerini pekiştirmeyi amaçlıyor. Özellikle, 142 milyar dolarlık tarihin en büyük silah anlaşması, bölgedeki güç dengesini yeniden şekillendirecek nitelikte. Suudi Arabistan’ın yıllardır ABD’den aldığı silahların, bölgesel çatışmalarda nasıl kullanılacağı ve bu silahların sonunda ne olacağı konusunda ciddi soru işaretleri bulunuyor. Bu anlaşmaların, aslında bir gösteri ve güç gösterisi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Trump, iş insanı kimliğiyle, bölgedeki güçlerin ve kendi politikalarının güvence altına alınması noktasında mutlu ve memnun görünüyor. Ancak, bu durumun, Gazze’de devam eden acıların ve çatışmaların sona ermesine ne ölçüde katkı sağlayacağı ise büyük bir belirsizlik.”
‘Trump’ın tehditleri ve küresel etkileri’
“Trump, hem başkanlık öncesi hem de göreve başladıktan kısa süre sonra iki önemli tehdit savurdu. Bunlar; ‘Kendi para birimlerinizle Amerika’yı hedef almayı aklınızdan bile geçirmeyin, bunu başaramazsınız ve yaptırmayız’ şeklindeydi. Bu açıklamalar, özellikle BRICS ülkeleri ve diğer büyük ekonomiler arasında büyük bir dalgalanma yarattı. Suudi Arabistan’ın BRICS’e katılımı ve bu sürecin nasıl şekilleneceği, Amerikan dolarının küresel rezerv para birimi olarak gücünü kaybetme riskiyle karşı karşıya. Eğer bu hamle başarıyla hayata geçerse, yeni para birimleri veya alternatif finansal sistemler, Amerikan gücünü önemli ölçüde zayıflatabilir. Bu gelişmeler, Amerika’nın küresel egemenliğine yönelik büyük bir tehdit olarak görülüyor. Trump’ın bu gezisi ve açıklamaları, mali ve politik bağların güçlendirilmesi ve yeni iş birliklerinin kurulması açısından kritik bir adım olarak değerlendirilmekte.”
‘İran’ın tutumu ve bölgesel direniş’
“İran, herhangi bir dayatmayı kesinlikle kabul etmiyor. Geçmişte yaşanan ağır travmalar, işgaller ve savaşlar, İran’ın bu tutumunu şekillendiren temel unsurlar arasında yer alıyor. 46 yıldır devam eden ekonomik ambargolar ve izolasyon politikaları, İran’ın uluslararası ilişkilerdeki duruşunu belirliyor. Amerika’ya karşı ‘Büyük Şeytan’ olarak nitelendirilen İran, Trump ve diğer ABD yönetimleri tarafından yapılan tehditlerin ve baskıların da farkında. Bu nedenle, İran’ın, herhangi bir dış dayatmaya boyun eğmeyeceği ve kendi politikalarını sürdüreceği aşikar. İran’ın, bölgesel ve küresel güç dengelerinde aktif ve dirençli bir duruş sergilemeye devam edeceği öngörülüyor.”
