ABD Donanması bölgede yaklaşık yüzde 10 kuvveti konuşlandırırken, güdümlü füze destroyerleri, nükleer saldırı denizaltıları ve iki amfibi çıkarma gemisinin desteğiyle dünyanın en büyük uçak gemilerinden USS Gerald R. Ford da Atlantik üzerinden bölgeye intikal etti. Uzmanlar, bu hareketin özellikle Küba üzerindeki baskıyı artırmayı hedeflediğini belirtiyorlar.
İngiliz basını, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Venezuela’daki siyasi değişimi ‘küba yönetimini hedefleyen daha geniş bir stratejinin ilk adımı’ olarak gördüğünü öne sürüyor. Rubio, 11 Temmuz’daki açıklamasında ‘ABD Küba halkının hak ve özgürlük mücadelesinin yanında olmaya devam edecek’ sözlerini yineledi. Uzun vadeli mirasını inşa etmeyi amaçlayan Rubio’nun, Küba’da Castro olmayan bir yönetimin uzun süreli hedef olduğunu belirtmesi dikkat çekti.
Washington ile Havana arasındaki gerilim giderek yükselirken, ABD’nin Küba’ya karşı uyguladığı politikalar yeniden ele alınıyor. Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez, ABD yönetimini kişisel ve aşırı bir ajandayla hareket etmekle eleştirirken Rubio’nun politik hedeflerini eleştirdi ve Küba’nın Kuzey Amerika’da ne olduğuna karar verecek olan taraf olmadığını vurguladı.
Uzmanlar, geçmişteki olayların, bu kez de bir domino etkisi yaratıp yaratamayacağını tartışıyorlar. 1961’deki Domuzlar Körfezi çıkarması ve Mongoose Operasyonu gibi olaylar, benzer riskleri hatırlatıyor. Telegraph yorumcuları, Karayipler’de artan askeri hareketliliğe dikkat çekerek, Trump yönetiminin Venezüela üzerinden Küba’ya yönlendirecek bir dönüşüm planı olup olmadığını önümüzdeki haftalarda takip etmenin önemli olduğunu belirtiyorlar.
Öte yandan Maduro’nun yakalanmasına yönelik bilgi ödülü geçen yaz 50 milyon dolara yükseltildi; bu rakam Usame bin Ladin için konulan ödülün iki katına ulaştı. ABD Dışişleri Bakanlığı, Maduro’yu ‘Cartel de los Soles’ adlı örgütün lideri olmakla suçluyor ve bu grubun uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı olduğuna işaret ediyor.
