Amman’da düzenlenen Kudüs ve Kutsal Mekanlar Destek Toplantısı’nda konuşan Abdulati, İsrail’in Filistin topraklarında artan ihlallerine ve Kudüs’teki kutsal mekanlara yönelik baskılarına dikkat çekti. Filistin davasının bugün, tarihi ve hukuki statülerin değişmesi yönünde atılan adımlarla karşı karşıya kaldığını ifade etti: Kudüs’teki kutsal mekanlar hedef alınmaya devam ederken bölgenin güvenliği için adil bir çözüm yolu gerekliliği vurgulandı.
Abdulati, Tel Aviv yönetiminin Kudüs’ün tarihi ve hukuki durumunu yeniden tayin etmeye yönelik girişimlerini eleştirdi. Gazze ve Batı Şeria’daFilistinlilerin topraklarından çıkarılması planlarıyla saldırıların sürdüğünü belirtti. Aksa’ya giriş yasağı ve tapınak arayışları bağlamında yaşanan baskınlar, Filistinlilerin ibadet özgürlüğünün kısıtlandığını gösterdiğini söyledi. İsrail’in iş makinelerinin Mescid-i Aksa’nın altındaki tünellerde kazı yaparak yıkım tehdidini artırdığına işaret etti.

Abdulati, mevcut durumun değişiminin İsrail’e güvenlik sağlayacağına dair herhangi bir kanıt olmadığını, tam tersine durumun kontrolden çıkmasına yol açacağını belirtti. Mısır öncülüğündeki çabaların Gazze’deki ateşkese katkı sağlaması gerektiğini, fakat İsrail’in sivilleri hedef almaya devam ettiği sürece ateşkesin kalıcı olmasının güçleştiğini söyledi. Meşru haklarından yoksun bırakılan Filistinlilerin güvenlik konusunda da gerçek bir ilerleme kaydedilemeyeceğini vurguladı.
Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil Fehmi ile ilişkili değerlendirmeler ışığında Doğu Kudüs’te zamansal ve mekansal bölünme planı gündemde tutuldu. Fehmi, Mescid-i Aksa’nın kimliğinin savunulmasının Ürdün İslami Vakıflar İdaresi’nin rolüne bağlı olduğunu ve bu rolün yeniden hedef alındığını kaydetti. Mescid-i Aksa’nın kapsamı sadece tek bir yapı değildir; yaklaşık 144 dönümlük kutsal alanı kapsayan geniş bir yerleşke olarak tanımlanır. İslam inancında Mescid-i Aksa, Muhammed’in gece yolculuğu sırasında Mekke’den bu mekâna getirildiği olayla bağlantılıdır ve kıblenin önce Mescid-i Haram, sonra Kabe yönüne dönmesiyle şekillendi.
İsrail’in 1967’de Batı Şeria ve Gazze’yi işgalinden bu yana tarihi ve hukuki statülerin korunacağı yönündeki açıklamalara rağmen bazı adımlar buradaki gerilimi artırıyor. Ağlama Duvarı olarak da bilinen Duvar’a yönelen ilaveler ve Mescid-i Aksa’nın kapılarıyla ilgili eski tartışmalar, bölgedeki tansiyonu yükseltmeye devam ediyor. İkili karşıtlıklar ve baskınlar, İsrail’in güvenlik sloganlarıyla bile Filistinli toplulukların günlük yaşamını etkileyen ana faktörler olarak öne çıkıyor.
