Kara Ölüm olarak adlandırılan ve 14. yüzyılda Avrupa nüfusunun büyük kısmını yok eden salgın, sadece biyolojik bir olay değildir; çevresel faktörlerin de etkisini gösteren karmaşık bir süreç olarak ele alınır. Güncel bir bilimsel çalışmanın bulguları, bu trajedinin kökenine dair yeni bir senaryo sunmaktadır. Bir volkanik patlamanın, iklim üzerinde ani etkiler yaratarak hastalık için elverişli bir zemin hazırlamış olabileceği düşünülmektedir.
Araştırmaya göre, bu süreç sonunda yaşanan tahıl kıtlığı ve bunun doğurduğu sosyal bozulma, Venedik ve Cenova gibi ticaret destinasyonlarının acil ithalat yoluna yönelmesine neden oldu. Böylece besin zincirinin en kritik halkalarından biri olan Karadeniz bölgesinden gelen malzemeler, Avrupa şehirlerine ulaşmaya başladı. Bu zincir, salgının geniş ölçekte yayılmasına zemin hazırlayan bir tetikleyici olarak kavramsallaştırılır.

Kıtanın ölümcül patlamasının bir diğer önemli yönü de bakteri taşıyıcısı olarak Yersinia pestis adlı enfeksiyon ajanının devreye girmesidir. Orta Asya’daki yabani kemirgen popülasyonlarından kaynaklanan bu patojen, ticaret yoluyla Avrupa’ya taşınan tahıl gemileriyle kıtlık ve hareketli nüfus arasındaki etkileşime girer. Volkanik dumanın Akdeniz’i aydınlatan güneş ışığını yıllarca engellediği ve sıcaklıkların düşmesiyle tarım ürünlerinin bozulduğu varsayımı, bakteri yayılımını kolaylaştıran şartları güçlendirir.
Çalışmanın ortak yazarlarından Martin Bauch’a göre, “Veba bakterisi, konak olarak sıçanları ve diğer kemirgenleri hedefler; bu konaklar öldükçe pireler, enfeksiyonu insanlar dahil çeşitli memelilere aktarır. Depolardaki tahıl tozu ile birleşen pireler, aylarca hayatta kalabilir ve Karadeniz’den İtalya’ya uzanan yolculuğu bu şekilde tamamlayabilir.” Bu mekanizmanın, vebanın Avrupa’ya ulaşmasında merkezi bir rol oynadığı vurgulanır.
Kara ölüm süreci öncesi dünya nüfusu yaklaşık 450 milyon olarak tahmin edilmektedir. 1347–1351 yılları arasında en az 25 milyon insanın yaşamını yitirdiği belirtilir. Geleneksel anlatı, gemiler ve tahıl ticaretinin salgına geçişte kilit rol oynadığını öne sürer; ancak bu çalışmanın önerisi, ilk adımın volkanik bir patlama ile atıldığı yönündedir.
