1965 yılında ABD ve Hint dağcılarından oluşan özel bir ekip, Çin’in nükleer denemelerini gözlemek amacıyla Hindistan’daki Nanda Devi Zirvesi’nde gizli bir göreve çıktı. The New York Times’a göre hedef, Çin’in nükleer faaliyetlerini saptamaya yarayacak bir dinleme istasyonu kurmaktı. Sisteminin kalbinde, SNAP-19C adlı, plütonyumla çalışan taşınabilir bir enerji üreticisi bulunuyordu. Bu cihaz, nükleer silah değildir; ancak içindeki yakıt nedeniyle uzmanlar tarafından “taşınabilir nükleer cihazı” olarak tanımlanıyordu. “Tamamen yok oldu” denilen olay sırasında, kötüleşen hava koşulları ekip için geri çekilme kararını getirdi. Hintli komutan Kaptan M.S. Kohli’nin emriyle ekip için güvenli bir sürdürme planı yerine, zirveye yakın bir kampta cihaz ve diğer malzemeler bırakıldı.
Ertesi yıl yapılan aramalarda, bu buz ve kaya platformunun bir çığ veya buz kaymasıyla tamamen yok olduğu belgelendi. O andan itibaren kayıtlar, cihazdan hiçbir ipucunun bulunamadığını gösterdi. Yüksek radyasyon yayan Pu-238 gibi bileşenler içeren cihazın içinde, Pu-239’a ek olarak daha yoğun radyasyon üreten materyallerin bulunduğu ifade edildi. Uzmanlar, cihazın kendi kendine patlamasının olası olmadığını belirtse de, plütonyumun çevreye sızması ya da kötü niyetli kişilerce ele geçirilmesi riski endişe verici kaldı.
“Radyolojik bomba” ve “Ganj Nehri” senaryoları üzerinden tartışmalar sürerken, en çok gündeme gelen ihtimallerden biri cihazın radyolojik bomba üretimine dönüştürülebileceği düşüncesiydi. Ganj Havzası’nı besleyen buzullara sahip bölgede, eriyen kütleler yüz milyonlarca insanın yaşam kaynağını etkileyebileceği için endişeler artıyor. 1970’lerde kurulan bir Hint komitesi, su örneklerinde radyasyon bulmadığını ve riskin ihmal edilebilir düzeyde olduğunu bildirse de, iklim değişikliğinin etkisiyle buzulların hızla erimesi bu değerlendirmeyi yeniden tartışmaya açtı.
Konunun 1978’de basına yansımasıyla ABD ve Hindistan hükümetleri, krizi büyütmemek adına sessiz bir diplomasi yürüttü. O dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter ile Hindistan Başbakanı Morarji Desai arasında, olayı kamuoyunda daha fazla yer bulmaması için cerayan eden belgeler sonradan ortaya çıktı. “Hala yanıt bekleyen bir tehdit” söylemiyle değerlendirilen bu durum, bugüne kadar resmi olarak doğrulanmadı. ABD yönetimi, operasyonla ilgili açık bir onay yapmıyor ve istihbarat faaliyetleriyle ilgili yorum yapmama politikası sürdürülüyor.
Sahada meydana gelen son heyelan ve sellerin ardından kayıp cihaz yeniden gündeme geldi. Bölgedeki bazı yetkililer ve milletvekilleri, CIA’nın geri dönüp cihazı bulması gerektiğini savunsa da bilim insanları riskin büyük oranda teorik olduğuna dikkat çekiyor. Ancak bölgede yaşayanlar için kayıp plütonyum, geçmişin bir hatası olmaktan öte, hala yanıt bekleyen bir tehdit olarak değerlendiriliyor.
