Askeri analizler yapan Kemal Olçar ile Ceyhun Bozkurt, ABD’nin son dönemde Körfez’e yönelen askeri hareketlerini değerlendiriyor. Özellikle İran savaşı bağlamında Washington’un meşruiyet arayışını, nükleer karttan balistik füze konularına uzanan adımlarla nasıl ilerlettiğini ve Hürmüz Boğazı’nın kilit rolünü ele alıyorlar. Boğazı kontrol eden bir aktörün bölgesel baskısını artırdığına dikkat çekiliyor. ABD’nin amacının, Hürmüz üzerinden ticaret akışını güvence altına almak ve Çin üzerindeki etkiyi geliştirmek olduğuna vurgu yapılıyor.
“Bu kadar askeri hazırlık sürerken ateşkesten söz etmek mümkün görünmüyor,” diyen Olçar, taraflar arasındaki müzakerelerin neden ilerlemediğini şu sözlerle özetliyor: Müzakereciler doğru seçilmedi ve çerçeve bir anlaşma olmadığı için teknik ekipler kendi başlarına hareket etmekte zorlanıyor. Hükümet direktifi olmadan ilerlemek mümkün değil; bu durum, süreci kadük hale getiriyor. Bölgeye Irak, Ürdün, Suudi Arabistan ile Körfez ülkelerinden çeşitli uçaklar inerken ikmal, değişim ve takviye sürüyor. Olçar’a göre bu hareketler, “ateşi kestik” açıklamasının arkasında taarruz için hazırlık yapıldığı anlamını taşıyor ve böyle bir çerçeve olmadıkça müzakereler ilerleyemiyor.
ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı açma yönündeki çabaları, meşruiyet için bir koz olarak görülebilir. Hedef, bu yolu açık tutarak ticaret akışını garanti altına almak ve gerektiğinde başkalarının da bu güvenceye katılmasını sağlamak olabilir. İran’ın bu süreçte kendi meşruiyet arayışını güçlendirmek için adımlar attığı belirtiliyor. İlerleyen süreçte İngiltere ya da Avrupa’nın da bölgedeki rolünü netleştirebileceği, ortak bir hareket planı talep edebileceği üzerinde duruluyor.
İran ise savaşa hazırlık sinyalleri veriyor. Olçar’a göre ABD’nin dünyanın en ağır nakliye uçaklarıyla yaptığı ikmal, bölgedeki gerilimin önemli bir göstergesi. Irak topraklarındaki konuşlu güçler, tali bir taarruzun işareti olarak değerlendiriliyor. Asıl odak noktaları arasında Hürmüz Boğazı ile Basra Körfezi yer alıyor ve bu bölgelerin Çin, Rusya ve İran tarafından yakından izlendiğini vurguluyorlar. İran’ın da yakın gelecekte bir çatışmaya hazırlandığı ihtimali, analizlerin merkezinde bulunuyor.
