Küresel politikada ABD’nin süper güç olarak konumunu geri planda bıraktığı, Pekin’in yükselişinin dünyayı çok kutuplu bir düzene doğru sürüklediği bir döneme giriyoruz. Çin’in diplomatik etki merkezi haline gelmesi ve Rusya ile kurduğu kararlı iş birliği, Batı’nın Soğuk Savaş sonrası kuşatma politikalarını aşarak yeni güvenlik mimarilerinin inşasında belirleyici rol oynuyor. Pekin’in stratejik hamleleri, Rusya ile teknik nedenlerin ötesinde yapısal bir ittifakı derinleştirme yönünde ilerlerken, Orta Doğu’da ABD’nin etkisini azaltacak bir güvenlik kuşağı kurma çabası belirginleşiyor. İran ve Körfez ülkeleri arasındaki kapsamlı normalleşme süreci, bu yeni güvenlik mimarisinin temel taşlarından biri olarak öne çıkıyor.
ABD’nin Batı Yarımküre’deki kontrolünü pekiştirdikten sonra Çin’i yeniden çevreleme çabası, Pekin’in iç pazar odaklı ve teknolojik bağımsızlık hedefli hazırlıklarını hızlandırmasına yol açıyor. Bu dönemde Çin, Tayvan konusunda katı çizgisini korurken, Rusya ile İran’a güvence sunabilecek bir pozisyona yöneliyor ve küresel pazarlarda rekabet avantajını artırmayı amaçlıyor.
Gazeteci Gökhun Göçmen ile Şi Cinping ve Vladimir Putin’in zirvesi ile İran’daki son gelişmeleri ele aldık. Göçmen, ABD’nin kuşatma politikalarına geri dönme ihtimalini yüksek görüyor ve Büyük Güç rekabetinin yönetilmesi gerekliliğini vurguluyor. Trump’ın açıklamalarıyla başlayan tartışmalarda, Çin’in çok kutuplu dünyayı savunması ve küresel dengede daha merkezi bir rol oynaması gerektiğini belirtiyor. Şi Cinping’in Tukidides tuzağına dikkat çektiği noktada, yükselen güçler için savaşın kaçınılmaz olmadığına dair umut taşımayı sürdürüyor.
Rusya-Çin iş birliği ise sadece pratik çözüm arayışından öte, ortak çıkarlar ve güvenlik mimarileri üzerinde yükseliyor. İkili, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi platformlar üzerinden Birleşmiş Milletler merkezli düzeni reforme etme yönünde adımlar atıyor. Sibirya’nın Gücü-2 gibi tartışmalar, enerji ve boru hatları gibi teknik konular üzerinden çözümler ararken, taraflar reel politikaları kendi çıkarlarına göre şekillendiriyorlar.
Çin’in İran’da güvenlik garantileri ve körfez ülkelerinin ABD’yi dışlayabilecek bir güvenlik mimarisi kurma çabası, İran’ın uranyum tartışmalarında esneklik gösterebileceği sinyalleriyle destekleniyor. Çin, İran ve Suudi Arabistan arasındaki normalleşmeyi Orta Doğu’ya genişletmeyi hedeflerken, Rusya da zenginleştirilmiş uranyum konusunda kilit bir rol üstlenebileceğini ifade ediyor. Bu tablo, Tayvan konusundaki misyonsuzluk ya da belirsizlikleri azaltıp artırmadığı konusunda önemli ipuçları sunuyor.
Sonuç olarak, Çin’in barışçı güç rolü iddiası ve Rusya ile birlikte sergilediği ortak yaklaşım, bölgesel güvenlik mimarisinin yeniden tasarlanmasına yol açıyor. ABD ile olan dengeler yeniden şekillenirken, küresel arenada çok kutuplu bir düzenin nasıl işleyeceği, tarafların iç politika dinamikleriyle yakından ilintili olmaya devam ediyor.
Not: Bu analizde, taraflar arasındaki kapsamlı görüşmelerin ve Orta Doğu’daki normalleşme girişimlerinin gelecekteki güvenlik mimarilerine etkileri üzerinde duruluyor.
